AHHIYAWA ÜLKESİ VE AHHIYAWALILAR

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Ahhiyawa´nın coğrafi lokasyonu üzerine, zaman içerisinde her biri çeşitli dayanaklar sunan birçok önerme yapılmıştır. Bunlar arasında, Güney Marmara bölgesinden başlayıp Troas üzerinden (Çanakkale´den) Adana´ya kadar sırasıyla Aiolia, Ionia, Karia, Lykia, Pamphylia ve Kilikia bölgeleri gibi birçok bölge yer alır.

1924 yılında E. Forrer´in Homeros öncesi Yunanlılarının Hitit çivi yazılı belgelerde tespit edildiğini duyurmasının üzerinden yaklaşık 90 yılı aşkın bir zaman geçti. Konu, zaman içinde sadece Hititologlar arasında tartışılan bir "mesele" olmaktan çıkıp Ege ve Akdeniz tarihi araştırmalarında artık değinilmeden geçilmesi imkansız bir hale gelmiştir. Günümüzde Eski Yunan tarihiyle ilgili kitaplarda artık Ahhiyawa ülkesi ve insanları giriş konularının başlangıcında yer almaktadır. Uzmanlık düzeyinde olsun olmasın Ahhiyawa meselesi hakkında yazı yazmayan bir Hititolog veya Grekist kalmamıştır. Ahhiyawa meselesi, pek çok yönüyle, eski Anadolu tarih araştırmalarının ve tarihi coğrafya incelemelerinin sevilen klişe konularından birisine dönüşmüştür.

 

Ahhiyawa ülkesinin Miken dünyasına karşılık geldiği görüşü çok geniş bir çevrede artık kabul görmüş olduğu halde tartışmalar yine de sona ermemiş, konu pek çok yönüyle bir "inanç" veya "inançsızlık" veyahut da "yaklaşım biçimi" olarak tartışmalardaki yerini korumaya devam etmiştir.

 

Ahhiyawa meselesini üç açıdan ele almak gerekir: birincisi, coğrafî lokasyonu; ikincisi, sözcüğün etimolojik açıklaması ve fonetik tanımı; üçüncüsü, müdahil oldukları tarihi olaylar ve bunların yorumlanması. Konu hakkında fikir beyan eden her araştırmacı bazen fonetik açıklamalara, bazen coğrafi lokasyona, bazen de tarihi olaylara diğerlerinden daha fazla önem vermek durumunda kalmıştır.

 

Ahhiyawa ülkesinin coğrafî lokasyonu tartışması, bu ülkenin Anadolu topraklarında mı, yoksa Anadolu dışında bir yerde mi kaldığı meselesinin açığa çıkarılmasıyla başlar. Konuyla ilgili tartışma ve lokasyon tekliflerinin bir incelemesini yapmak, Anadolu ve Ege´nin 2. binyıl tarihi coğrafya incelemelerinin özetini yapmakla eş anlamlıdır. İlk görüşlerden günümüze değin bu tartışmalar bir yelpaze gibi genişlemiştir ama Hititoloji ve Anadolu tarihi coğrafya uzmanlığı bulunmayan kimseler için bunun bir tartışma özetini vermek yararlı olacaktır.

 

Lisans eğitimini Klasik Filoloji ve Hint-Avrupa dilbilimciliği üzerine almış olan Strazburglu Emilio Forrer, Assurolojiye ve çivi yazılı belgelerdeki dil kalıntılarına da ilgi duyan birisiydi. Forrer, uzun yaşamı boyunca farklı ve sansasyonel fikirler üretmiştir. Henüz 30 yaşındayken Hitit çivi yazılı belgelerde geçen çeşitli şahıs ve yer adlarını Yunanca üzerinden açıklamaya yönelen bir tavır sergilemiştir. Bu tavır o çağlarda çok sevilen bir yaklaşım biçimiydi. Zira Batı Anadolu dilleri üzerine yapılan çözümleme çalışmalarında da aynı yöntem uygulanıyordu. Forrer, herhangi bir dilbilimsel veya tarihsel yöntem üzerinde durmadan önceliği Homeros´a vermiş, Homeros destanlarındaki şahıs ve yerlerin Hitit belgelerinde de göründüğünü, dolayısıyla destanın tarihi olaylardan söz ettiğinin anlaşıldığını düşünmüştü. Onun anladığı şekliyle Hitit belgelerindeki Alekšanduš Homeros destanlarındaki Alexandros´a, yani Paris´e, Antarawaš Atreus´a, Tawagalawaš Eteokles´e, TariušaTroia´ya, Wiliuša Ilion´a ve Ahhiyawalılar da Akhaioi´a karşılık geliyordu. O, bu görüşüyle resmi ve resmi olmayan çevrelerde bir şaşkınlık yaratmıştı. Henüz Linear A ve B yazıları çözümlenmemişken birdenbire tarihi halkları ve olayları Homeros destanları üzerinden değerlendirme yoluna gitmek, hiç şüphesiz ki, bir fısıltı korosunun doğmasına yol açmıştı. Nitekim iki yıl geçtikten sonra Hititoloji çalışma alanının duayenlerinden Johannes Friedrich 1926´da, Forrer´in çalışmasına güven duyulamayacağını, tespitlerinde "yanlış bir yöntem" izlenmiş olduğunu, daha Hitit belgelerinde sözü edilen şahıs ve yerlerin tam içerikleri bilinmeden bu tür görüşler öne sürmenin hatalarından bahseden bir makale yayınlamıştır. Friedrich´e cevaben Forrer, 1928´de görüşleri üzerinde ısrar ettiği yeni bir makale kaleme almış, büyük Akha krallığının Batı Anadolu sahillerini kapsadığını öne sürmüştür. 1930´da adı ilgi çekici konularda sıkça geçen P. Kretschmer, Herodotos´ta Kilikia bölgesine daha eski çağlarda yerleşen Akhaların "Hypakhaioi" adıyla anılmalarını kaynak göstererek Ahhiyawa´nın Kilikia bölgesi sayılması gerektiğini dile getirmiştir. Kretschmer bu Akhaları "melez Akhalar" olarak kabul ediyor, yerli Anadolu halklarıyla karışıp kaynaştıklarını düşünüyordu. Çok geçmeden Forrer gibi Klasik Filoloji ve Hint-Avrupa dilbilimciliği eğitimi almış Ferdinan Sommer 1932´de Ahhiyawa adının geçtiği bütün belgeleri bir araya getirerek uzunca bir süre başvuru kaynağı niteliğini korumuş ünlü Ahhiyawa Belgeleri (Die Ahhiyawa-Urkunden) eserini yayınlamıştır. Bu eserde Sommer, Ahhiyawa´nın Yunanistan´da veya adalarda, yani "denizin ötesinde" aranamayacağını, ancak Anadolu´nun güney sahillerinde etkinlik gösteren bağımsız bir devlet olduğunu öne sürmüştür. Sommer´in yayınladığı belgeler arasında Ahhiyawa´nın Anadolu dışında bir ülke ve bölgede aranabileceği olasılığı ortadan kalkınca, çeşitli fonetik benzerlikleri de dışlamamak adına yeni görüşler ortaya çıktı. Yine önemli bir Alman Hititolog olan Albrecht Goeze 1933 yılında yayınladığı Küçük Asya (Kleinasien) eserinde Ahhiyawa´nın Edremit Körfezi´yle İzmir´in kuzeyinde kalan Klasik Aiolia bölgesinde aranması gerektiğini, Ahhiyawalıların Aiollerden önce bölgeye yerleşen Akhalar olduklarını ve yerliler üzerinde bir tür yönetici elit sınıf oluşturduklarını öne sürmüştür.

 

Zaman içerisinde her biri çeşitli dayanaklar göstermek suretiyle Ahhiyawa´nın coğrafi lokasyonu değişiklikler göstermiştir. Hemen hemen Güney Marmara bölgesinden başlayıp Troas üzerinden (Çanakkale´den) Adana´ya kadar sırasıyla Aiolia, Ionia, Karia, Lykia, Pamphylia ve Kilikia bölgeleri Ahhiyawa´nın lokasyonu için teklif edilmişlerdir. Doğal olarak bu süre zarfında Ahhiyawa´yı Anadolu´nun dışında düşünenler de eksik olmamıştır. Yunanistan, Rodos, Girit ve Kıbrıs çeşitli araştırmacılarca Ahhiyawa´nın coğrafi lokasyonu için teklif edilen bölgeler olmuştur.

 

Daha yakın zaman dilimlerinde Anadolu´nun tarihi coğrafyasını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecek belgelerin keşfinden sonra yeni değerlendirme imkanları ortaya çıkmıştır. Hattuşa´da bronz tabletin keşfi, Yalburt hiyeroglif yazılı belgelerin yayınlanması, Çineköy çift dilli belgesinin bulunması, Karabel anıtının yeniden okunması gibi gelişmeler tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır. Hiç şüphesiz bugün pek çok kimse tarafından benimsenen ve kaynak gösterilen yayın, İngiliz Hititolog John D. Hawkins´in 1998´de yaptığı "Mira Kralı Tarkasnawa" başlıklı yazısıdır. Hawkins bu yazısında "artık Anadolu topraklarında Ahhiyawa için herhangi bir lokasyon alanı kalmadığını, kendi şahsi görüşüne göre Ahhiyawa´nın hem Yunanistan ve adalardaki hem de Batı Anadolu kıyılarında etkinlik gösteren Mikenlere karşılık geldiğini" dile getirmektedir. Hawkins´in "Tarkasnawa" yayınını yaptığı sırada henüz Latmos dağı ve İzmir Karakuyu hiyeroglif yazılı kitabeleri bulunmamış ve yayınlanmamıştı. Hawkins, Batı Anadolu´da geniş bir alanda etkinlik gösteren coğrafya ve devlete Arzawa-Mira krallığı tanımını uygun bulmuştur. Bu krallığın sınırları güneyde Karkiša (Karia), kuzeyde Seha Nehri ülkesine kadar uzanıyor, doğuda Kuwalia ülkesine kadar (Afyon) çekiliyordu. Ancak Latmos dağı ve Karakuyu yazıtlarında yalnızca Mira ülkesi ibaresi geçmektedir. Bu nedenle Hawkins´in önerdiği Arzawa-Mira koalisyon devleti bugünkü hiyeroglif yazılı veriler ışığında sadece Mira ülkesi için tasdik edilmiştir. Buluntular, Anadolu coğrafyasındaki bölgesel dağılımın çeşitli açılardan yeniden ele alınabileceğini göstermektedir.

 

Ahhiyawa yer adının Anadolu coğrafyasına ait adlardan bir tanesi olabileceği hususunda yeni bir yaklaşım Adana Çineköy´de bulunan çift dilli bir kitabeden elde edilmiştir. Kitabe Assur ve Hiyawa devletleri arasındaki bir ittifaktan ve Muksas soyundan gelen Hiyawa kralı Warikas´ın başarılarından söz etmektedir. Kitabenin yayınını yapan Recai Tekoğlu´na göre Hiyawa adı, hiyeroglif yazısında başlangıç vokali düşmüş Ahiyawa adı için bir yazılış şekli olasılığını taşımakta ve herhangi bir lokasyon teklif etmeden Anadolu coğrafyasına ait yer adları kapsamında ele alınabileceğine dayanak oluşturmaktadır. Bu görüşe rağmen, Hiyawa adının Hypakhaioi ile, yani Mikenlerle alakalı olabileceğini dile getiren çeşitli görüşler bulunmaktadır.

 

Pek çok açıdan Ahhiyawa meselesinin coğrafî lokasyonuyla ilgili tartışmalar bir sonuca varmış değildir. Anadolu coğrafyasında Ahhiyawa için artık toprak kalmadığı yaklaşımı da kendiliğinden bir sonuç olarak kabul edilemez. Tarhuntassa gibi sınırları aşağı yukarı tespit edilen ülkenin kendisi dahi henüz bir belgeyle tespit edilmemişken Anadolu´nun tarihi coğrafyasının yeni alanlar kaldıramayacağı yaklaşımı baştan şüpheler doğurmaktadır. Ama en azından bu adın da Anadolu´ya ait yer adları listesinde yer alabileceği görüşü tartışmalarda yer edinmiştir.

 

Ahhiyawa adı Hitit çivi yazılı belgelerde KURAhhiyawa, KURAhhiyauwaš, KURAhhiya ve KURAhhiuwa formlarıyla geçmektedir. Bu formlar ayrıca hiyeroglif yazılı kitabelerde geçen Hiyawa, Akadça mektuplarda geçen Hiyauwi ve bir Linear B tabletinde geçen a-ka-ya-ji sözcükleriyle de ilişkilendirilmek istenmektedir. Bütün bu isimlerin Homeros destanlarında adları halk adı olarak geçen Akhalarla (Ἀχαιοί) ve ülkeleri Akhaia (Ἀχαία) ile eşitlenmektedir. Öncelikle Akha sözcüğünün Yunanca olmadığını ve köken olarak eski Yunanca herhangi bir anlama gelmediğini hatırlatmakta fayda vardır. Yunanca konuşan ve belge yazan Mikenlerin, Homeros destanlarında bütün Yunanlı kimliği hem dil hem de kültür olarak belli olan Akhaların neden Yunanca olmayan bir isim taşıdıkları bugüne kadar tatmin edici bir cevapla açıklanmış değildir. Aynı şekilde Hititçe belgelerde geçen Ahhiyawa sözcüğünün de etimolojisi bilinmemektedir. Konuyu fonetik prensipler üzerinden ele almak isteyen kimseler Hititçe ve Yunanca arasında oluşabilecek ses değişim kurallarına göre Akha sözcüğünün Ahha halinde Hitit kaynaklarına geçmesini kabul etmiş, Ahhiyawa sesinin de şimdiye kadar tespit edilmemiş, varsayımsal *Akhaiwa (*Aχαιϝα) kelimesinden geçmiş olabileceğini düşünmüşlerdir. Ancak Ahhiyawa meselesinde en az dert edinilen konu fonetik eşleştirmelerdir. Zira gerek yer adları gerekse çeşitli şahıs adları Hitit dünyasıyla Yunan dünyası arasında adı tam konmamış bir ilişkiler ağı bulunduğunu gösterir niteliktedir. Hitit kaynaklarında geçen Alakšanduš adının Alexandros, Millawata adının Miletos, Apaša adının Ephesos ile açık ve inkar edilemez eşitliği bu yolu açmaktadır. Gerçekte var olan mesele bu ilişkiler ağını çeşitli efsane ve şüphe alanından çıkarıp tarihi süreç içerisinde ele alma meselesidir.

 

Ahhiyawa meselesi birbirini takip eden çeşitli "kabuller" üzerinden ilerlemektedir. Henüz Mikenlerin kendilerine ve ülkelerine ne ad verdiklerini tartışma konusu edebileceğimiz bir Linear B yazılı belge ele geçmemiştir. Mikenlerin daha o zamanlarda kendilerini Akha olarak tanımladıkları görüşü Homeros destanlarındaki adlandırmalara dayanmaktadır. Homeros´un Akhalarının Mikenler oldukları görüşü bir "kabûldür" zira Homeros´un halklar kataloğu hakkındaki tartışmalar bugün ortaya çıkmış değildir. Daha Herodotos´tan başlamak üzere bu halklar kataloğu üzerinde sayısız eleştiri antik çağ yazarları tarafından yapılmıştır. Homeros´un destanlarında adları geçen halkların aynı zamanda tarihi halklar olduğu varsayımı tartışmaların ana nedenidir.

 

Ahhiyawa meselesinin diğer dikkat çeken yanı Miken devlet yapısıdır. Arkeolojik ve epigrafik bulgular Miken kültürünün yaratıcılarının çeşitli kent devletleri etrafında örgütlendiklerini göstermektedir. Bütün bu kent devletlerini birlikte çalışma, savaş, barış, istila ve savunma durumlarında bir araya toplayacak merkezi bir sarayın varlığı bugüne kadar tespit edilmemiştir. Hatta Miken sarayıyla çağın diğer büyük devletleri, en azından Mısır ve Assur arasında yapılmış herhangi bir resmi yazışma izine de rastlanmamıştır. Mikenlerin o çağda yaygın bilinen yazı ve kültür araçlarıyla ilişkiye geçtiklerini gösteren bir belge de bugüne değin Miken kültür topraklarında tespit edilmemiştir. Hitit belgelerinde geçen Ahhiyawa sözcüğü bir ülke adıdır ve üniter bir yapı göstermektedir. Bu nedenle bazı araştırmacılar "Büyük Akha Devleti" fikrini işlerken, bazıları da bu devletin Homeros Akhalarında olduğu gibi parçalara ayrılmış, olasılıkla Batı Anadolu´nun bir bölümünde veya adalarda etkinlik gösteren dilimi olduğunu düşünmektedirler.

 

Akha devletinin büyük ve üniter dolduğunu düşünenler Hitit kralı IV. Tuthaliya ile Amurru kralı Šaušgamuwa arasında geçen bir antlaşmayı dikkate almaktadırlar. Antlaşmada Tuthaliya kendisine denk kralları sıralarken "Bana denk olan krallar, Mısır kralı, Babil kralı, Assur kralı ve Ahhiyawa kralıdır" ifadesini kullanmıştır ancak Ahhiyawa kralı ibaresi metinden silinmiştir. Sözcük geriye kalan işaret kalıntıları üzerinden okunabilmektedir. Bu ifadeyi referans alanların dayanağı katibin Ahhiyawa ülkesini büyük devletler bazında gördüğünü, ancak Hattuşa diplomasisi gereği metinden çıkarıldığını öne sürmektedirler.

YAZI ; Prof. Dr Recai TEKOĞLU

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 64. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.