BÜYÜLEYİCİ BİR ANTİK KENT - MAGNESIA AD MAEANDRUM

Aydın ili, Germencik ilçesi, Ortaklar beldesine bağlı Tekinköy sınırları içinde, Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer alan Magnesia, antik kaynaklara göre Thessalia’dan gelen ve Anadolu’ya ilk gelen Helenler arasında sayılan Magnetler tarafından kurulmuştur. Magnetler, Leukippos adındaki efsanevi liderin öncülüğünde ve Apollon’un kehanetiyle bildirdiği şekilde Girit Adası üzerinden Anadolu’ya gelirler. O zaman bir körfez olan bugünkü Bafa Gölü ve Samsun Dağı yöresinde karaya çıkarlar ve sonradan Magnesia adını alacak olan Mandrolytia kentini ele geçirirler.

MÖ 530’larda Perslerin eline geçtiği bilinen bu kentin yeri hala bulunamamış olup antik dönemde konumu nedeniyle Magnesia ad Maeandrum (Menderes Nehri kenarındaki Magnesia) olarak adlandırılmıştır. Bu ilk Magnesia’nın MÖ 399’da terk edildiği bilinmektedir. Gümüşdağ (Thorax) yamaçlarında, Arkaik Dönemden beri orada bulunan Artemis Leukophryene Tapınağı’nın olduğu yerde kurulan ikinci (bugünkü) Magnesia, artık Menderes değil de onun bir kolu olan Antik Lethaios (Gümüşçay) kenarında yer almasına karşın eskisi gibi Magnesia ad Maeandrum olarak tanımlanması sürdürülmüştür. Kentin baş tanrıçası Artemis olup kent, Hellenistik dünyanın en güzel Artemis Tapınağı ve kutsal alanına sahiptir. Son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında ise dünyanın en büyük stadionu açığa çıkarılmıştır. Stadion, arenası ve oturma sıraları arasındaki podyum duvarlarında yer alan kabartmalarıyla ayrıcalıklı bir konumdadır. Bu görkemli stadionun sunduğu veriler, Magnesia’nın “Yarışlar Kenti” olarak anılmasını sağlamıştır. Kabartmalarda genelde yarışma türleri ya da yarışmalarda verilen ödüller betimlidir. Kentin agorası, Pausanias’ın “Ionik
Agora” olarak tanımladığı örneklerin başında gelir. Theatron’u ise tiyatro planlı yapıların nasıl yapıldığını adım adım öğreten bir okul niteliği taşır. Çarşı bazilikası, kiliselere öncülük eden planın en erken örneklerinden biridir. Ionia’da, Ephesos, Priene, Tralleis üçgeni ortasında, bu kentleri birbirine bağlayan yollar üzerinde önemli bir ticari ve stratejik konuma sahip olan Magnesia, tahıl üretimi ve bugün olduğu gibi inciriyle ünlüdür. Magnesia’da ilk kazı, 1842-43’te Fransız hükümeti adına arkeolog ve gezgin Charles Texier tarafından gerçekleştirilmiştir. Kent hakkındaki asıl bilgiler ise 1891-93 yılları arasında, Berlin Müzeleri adına Carl Humann tarafından yapılan kazılara dayanır. Son kazılar 1984 yılında Aydın Arkeoloji Müzesi Müdürlüğünce başlatılmıştır. 1986 yılından bu yana ise Kültür ve Turizm Bakanlığı adına, Prof. Dr. Orhan Bingöl başkanlığında sürdürülmektedir.
 
Magnesia Kazılarına Batısöke’den Destek Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak geçtiğimiz Eylül ayında, 30 yılı aşkın süredir devam eden Magnesia kazılarına 1996 yılından beri destek veren Batısöke Söke Çimento Türk A.Ş.’nin ev sahipliğinde antik kenti gezme fırsatı bulduk. Firma kurumsal sosyal sorumluluk bilinci ve çalışmaları çerçevesinde uzun yıllardır verdiği destek ve bu ülkenin kaynaklarını bu ülke için kullanma felsefesi ile Kazı Başkanı Prof. Dr. Orhan Bingöl ve ekibine yardımcı olmayı hedefliyor. Orhan Hoca eşliğinde yaptığımız antik kent turunda, hem kentin bilinmeyenlerinin hikayelerini dinledik, hem de Batısöke’nin verdiği desteği yerinde gördük. Kazı evinde yediğimiz keyifli öğle yemeğinde kazıdan hikayelerle ekibin heyecanını paylaştık. Dünyanın en büyük stadionu olma özelliğini taşıyan Magnesia stadionunda dolaşırken, yalnızca çok küçük bir kısmı hala toprak altında olan bu devasa yapı tarafından büyülendik. Öyle ki, tarihte bilinen ilk kombine oturma yerleri, her biri ayrı bir hikaye anlatan kabartma, heykel ve yazıtları ile Magnesia stadionu ziyaretçilerini etkisi altına alıyor.