GALATLARIN BYZANTION KUŞATMASI

Pausanias’a göre, Hellenler tarafından Keltler; Romalılar tarafından Gallialılar olarak adlandırılan bu kavmin, MÖ 3. yüzyılda Avrupa üzerin­den Küçük Asya’ya göç edenlerini, hem Hellenler hem de Latinler ‘Galatlar’ şeklinde adlandırılırdı.

Bu kavim, Caesar tarafından, kolayca fikir değiştire­bilen ve yeniliklere açık bir toplum olarak tasvir edilmişti. Gerçekten de aralarında şöyle bir töre vardı: Ülkelerinden ge­çen yolcuları onların isteklerine aykırı da olsa durdurur ve her birinin ne işittiğini, her konuda ne duyduğunu ve ne gördüğünü sorarlardı. Kasa­balarda halk, tacirlerin etrafını çe­virir, onlara nereden gel­dikle­rini, ülkelerinin coğrafyasını, iklimini ve orada neler gö­rüp öğ­ren­diklerini anlatmaya zorlarlardı. Kulaktan duyma söylen­tilere kolayca kapıldıkları için, yolcuların ve tacirlerin çoğu zaman gördüklerini onların hoşlarına gide­ceğini tahmin ettikleri ölçüde abartarak ve değiştirerek hikâye edip uy­durmaları sonu­cun­da çoğu zaman en önemli meselelerde bile pek çabuk pişman olacakları ka­rarlar alır­lardı.

 

MÖ 281 yılında Kurupedion Ovası’ndaki muharebede kendilerine karşı set görevi gören Lysimakhos Devleti’nin yıkıldığını duyan Galat­lar, artık Trakya ve Anadolu’da kendilerini durdurabilecek bir gücün kalmadığının bilincindeydiler.

 

...

 

Memnon’a göre, başlangıçta Galatların Asya’ya geçişi ve iler­lemeleri­nin buralarda ikamet eden in­sanlar için sorun çı­ka­raca­ğı dü­şü­nülmüştü. Ancak sonradan Galatlara ilişkin verilen ön­yargılı söylem olan cahil, vahşi barbar stereotipini haksız çıkaran kent­lerin yararına bir durum ortaya çıkmıştır. Zira krallar site­ler­deki de­mokratik rejimi hızlı bir şekilde kaldırmaya çalış­tıkları zaman kent­lere baskı uygulayanları uzaklaştıran Ga­latlar, daha ziyade de­mok­rasiyi gü­vence al­tına almış­lardır.

 

Galatların bundan sonraki hareketleri belirsiz olmakla birlikte, Byzantionlu Stephanos’un Ethnika adlı ünlü coğrafya sözlüğünün An­kara maddesine göre, MÖ yaklaşık 278/277 yı­lında Küçük Asya’ya geçen Galatlar, daha sonra Karadeniz Kralı Mithrada­tes I Ktistes’in ordu­sunda paralı asker olarak, Mısır Kralı Ptolemaios II. Philadelphos’a karşı Paphla­gonia yöresinde savaşmışlar­dır. Boz­guna uğrayan Mısır ordusunu denize kadar kovala­mışlar; hatta Mısırlıların birçok savaş gemisini de ele geçirmişlerdir. Ardından, I. Nikomedes ve I. Mithradates Galatların kendilerine yaptıkları bu yardımlara karşılık, onlara Halys (Kızılırmak) ile Sangarios (Sakarya) ırmakları arasında eskiden Phrygia daha sonra­ları ise, Galatia olarak adlan­dırılan bölgeyi bağışlamışlardır. Galatlar da burayı 3 kısma ayırmışlar, Strabon’a göre, bu kabilelerden Trokmoi, Kappadokia ve Pontos’a; Tektosages, Pessinus ve Orkaorkos’un komşusu olan Büyük Phry­gia yakınlarındaki yerlere ve Ankyra kalesine; Tolistobogoi ise, Bithynia ve Phrygia Epiktetos ile sınır olan yerlere yer­leşmişlerdir. Böylelikle, I. Nikomedes ve I. Mithradates de, düş­manları Seleukos Kra­lı I. Antiokhos’la kral­lıkları arasında Galatlardan oluşan tampon bir bölge oluştu­rarak kendi­lerini güvence altına almış­lardır.

 

...

 

Prof. Dr. Murat Arslan

Bu yazının tamamı Aktüel Arkeoloji dergisinin 37. sayısında...