TİCARET VE DENİZ: İKİ KENT BİR BOĞAZ BYZANTION - KALKHEDON

Megaralılar, İstanbul Boğazı’nın Marmara ağzında MÖ yaklaşık 685 yılında Kalkhedon’u, MÖ yaklaşık 658 yılında Byzantion’u kurdular. Her iki kent de eski Hellenler için ideal bir konumda yer almaktaydı.

 Hem Kalkhedon hem de Byzantion dar bir kıstakla anakaradan ayrılan yarımada üzerine kurulmuşlardı. Kalkhedon, kuzeyde Karadeniz’e batıda İzmit Körfezi’ne uzanan bereketli hinterlanda, iki ideal limana (Kadıköy İskelesi ve Kalamış koyu) ve her iki tarafında yer alan su kaynaklarına (Ayrılıksu ve Kurbağalıdere) sahip bir kentti. Ayrıca kent arazisi dâhilinde Karadeniz-Ege ticaret yolu üzerindeki en önemli limanlardan ve konaklama merkezlerinden Hieron (Anadolu Kavağı) yer almaktaydı. Byzantion kuzeyde Karadeniz’e batıda Büyükçekmece’ye kadar uzanan bereketli topraklara, uzun ve dingin bir koya (Haliç) ve bu koyun girişinde iki limana (Neorion [Bahçekapı] ve Phosphorion [Sirkeci]) sahipti.

Kısaca, Her iki kent, ortak coğrafi özelliklere sahipti. Ancak Byzantion daha az su kaynaklarına sahipti.  Üstelik hinterlandında antikçağın en savaşçı kavimlerinden Thraklar yaşıyordu.  Nitekim tam da bu yüzden kent kara tarafında güçlü ve ihtişamlı surlara sahipti. Buna rağmen, MÖ 513 yılında Persler Bosporos üzerinden Avrupa’ya geçtiklerinde Byzantion’u ziyaret eden Pers general Megabazos, Kalkhedon’un Byzantion’dan önce kurulduğunu öğrendiğinde kenti “Körler Ülkesi” olarak nitelemiştir. Azımsanmayacak avantajlara ve bereketli topraklara sahip olan Kalkhedon neden “Körler Ülkesi” olarak betimlenmiştir? Byzantion’u Kalkhedon’a üstün kılan özelliği, eskilerin de (özellikle de Polybios’un) altını çizdiği gibi, Karadeniz – Ege deniz yolunun can damarı ve balık yatakları ile zengin Bosporos’a hâkim oluşuydu.  Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’u ziyaret eden Pierre Gilles’in (ya da Petrus Gyllius) belirttiği gibi, Byzantion’u esas kurucusu Byzas değil Bosporos’tu. 

Byzantion, Kalkhedon ve Boğaz Trafiği

Karadeniz’e çok sayıda ırmağın dökülmesi nedeniyle, Karadeniz’den Marmara’ya güçlü bir akıntı akmaktadır.  Ayrıca Boğaz’ın dar bölgelerinde akıntının hızı artmakta ve antikçağda denizde seyahat mevsimi olan kabaca Mart/Nisan-Eylül/Ekim ayları arasında bölgede hâkim olan kuzey rüzgârlarının etkisiyle daha da şiddetlenmektedir. Karadeniz’den gelen akıntı, Boğaz’da burundan buruna çarpıp zikzak çizerek akar ve en son Salacak burnuna çarparak doğruca Byzantion’a ilerler. Orada Sarayburnu’na çarptıktan sonra akıntı tekrar yön değiştirir. Ancak artık Kalkhedon şehrinin yer aldığı karşı kıyıya ulaşacak güçte değildir. Zira Marmara’ya çıkan akıntı zayıflar ve Kadıköy’ü teğet geçer. Diğer bir deyişle Boğaz akıntısı, Kalkhedon’un aleyhine gemileri ve balık sürülerini doğruca Byzantion kıyılarına getirirdi. Bu durum Byzantion’un Karadeniz’den gelen gemilerin doğal bir varış noktası olduğunu gayet açık bir şekilde izah eder.