Yalburt Pınarı’nda bir Hitit Kralı

Tunç Çağı, soğuk sular ve Anadolu peyzajı Ilgın Ovası’nın kuzeyinde Gavur Dağı’nın eteklerine kurulmuş olan Yalburt Yaylası’nın hemen yukarısında Kocakuyu denilen, suyu tatlı mı tatlı ve buz gibi bir kuyu bulunurmuş. Ne kadar çekersen çek, suyu hiç eksilmezmiş. Böyle anlatıyor Yalburt Yaylası’nın vefakâr sakinleri...

1970 yılının Eylül ayında bu zengin kaynağın sularını borularla çevre köylere götürmek için Yol Su Elektrik İşleri Genel Müdürlüğü’nün yaptığı sondaj ve kanal çalışmalarında hiyeroglif yazıtlı kesme taş bloklara rastlanınca kazı durdurulur, Ankara’dan Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologları arkeolojik tespit yapmak için davet edilir. Raci Temizer başkanlığında Yalburt’a gelen ve 1970-1975 yılları arasında burada zor şartlarda arkeolojik kazı, belgeleme ve mimari restorasyon çalışmalarını gerçekleştiren ekibin içinde Türkiye arkeolojisinin önemli isimleri vardır: Mahmut Akok, Aliye Öztan, Levent Zoroğlu ve Kemal Balkan... Burada tespit edilip ortaya çıkarılan ve onarılarak yeniden kurulumu (rekonstrüksiyon) gerçekleştirilen  mimari anıt, daha sonradan anlaşıldığı üzere, Hitit İmparatorluğu’ndan bilinen en önemli yazıtlı anıtlardan biridir. Hitit Kralı IV. Tudhaliya’nın Güneybatı Anadolu’ya, özellikle de Likya bölgesine yaptığı askeri seferleri destanlaştırarak Luvi hiyeroglifleri ile kireçtaşı bloklar üzerinde anlattığı kutsal pınar anıtıdır bu. Yalburt Anıtı’nın ortaya çıkması ve yayınlanarak arkeoloji ve eskiçağ tarihine kazandırılması ile birlikte, bu çalışmalardan çok önce, 19. yüzyıl sonlarında, bir Avusturya-Macaristan heyetinin bölgeye yaptığı araştırma gezisinde aynı bölgede tespit edilen bir başka Luvice yazıt da birden hatırlanıvermiştir. Yalburt Anıtı’nın 20 kilometre kadar güneyinde Kadınhanı’nın Köylütolu Yayla Köyü tarla arazisi içinde, M. Sokolowski adlı Polonyalı filolog tarafından 1885 yılında tespit edilip yayınlanan Hiyeroglif Luvice Köylütolu yazıtı, bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Kireçtaşı bir su teknesi üzerine işlenmiş olan Köylütolu yazıtı, bu mahalde Büyük Büvet adıyla anılan yığma toprak baraj yapısı ile ilişkilendirilmiştir.
 
Yerel bir devlet adamı olarak belirlenen Sausga Ru(wa)-ti tarafından yönetilen inşaat faaliyetlerinden bahis açan yazıtı da Emilia Masson yine IV. Tudhaliya ile ilişkilendirmiştir. 2010 yazından bu yana her yıl düzenli olarak sürdürülmekte olan Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi, su ve sulama ile doğrudan ilişkili olan bu iki önemli Hitit İmparatorluk anıtını, hem araştırma coğrafyasının ve hem de araştırma sorunsalının merkezine oturtmuştur. Konya Ovası’nın kuzeybatısında yer alan, Sultan Dağları ve Boz Dağlar ile tanımlanan bu coğrafya, Hitit İmparatorluğu’nun Aşağı Ülkesini verimli batı vadilerine açan geçit bölgelerinden birini teşkil eder. Nitekim Ilgın’dan Akşehir ve Afyon’a doğru uzanan bu ana yolun özellikle askeri amaçlarla kullanılmış işlek bir rota olduğunu ve Ilgın Ovası’nın önemli bir duraklama ve askeri tatbikat alanı görevi gördüğünü Zenofon’un katıldığı Genç Kyros yönetimindeki Pers ordusu seferinden ve Mustafa Kemal Paşa’nın 1922 baharındaki Ilgın manevrasından biliyoruz. Hatta yüzey araştırma alanı içinde Ilgın’a bağlı Mahmuthisar Köyü’nde ele geçmiş bir yazıtta kayda geçmiş olan Bergama Kralı II. Eumenes’in Tyriaionlulara yazdığı mektuplarda, Ilgın ile özdeşleştirilen bu kente emekli askeri komutanlarını yerleştirerek onlara toprak verdiği, bu yerleşime de kent olma statüsü bahşettiği okunur. Bu tarihsel çerçevede düşünüldüğünde, MÖ 13. yüzyıl Hitit Kralı IV. Tudhaliya’nın Yalburt Anıtı’nda, Lukka, Nipira, ve Kuwakuwaluwanta ülkelerine yaptığı seferlerden söz açarken kullandığı zafer muştucusu sert askeri dil, Hitit ordusunun Güneybatı Anadolu seferlerine bu askeri yoldan gittiğine ve Ilgın Ovası ve çevresinin bu rota üzerindeki kilit rolüne işaret eder. Bu önemli tarihsel verileri göz önüne alırken, Yalburt Projesi’nin temel araştırma sorularının başında, Hitit İmparatorluk coğrafyası içinde Ilgın Ovası ve çevresinin ne karakterli bir yerleşim yapısına sahip olduğu ile Yalburt ve Köylütolu Yayla anıtlarının nasıl bir kültürel peyzaj ve siyasi ekonomi kapsamına oturduğu gelmektedir. Bu çerçevede özellikle siyasi iktidar ve marjinalleştirilen yerel halk arasındaki gerilim ön plana çıkarılır. Dolayısıyla proje, arkeolojik yöntem ve verilere öncelik vererek, siyasi iktidar kaynaklarından gelen resmi tarih verilerini eleştirel ve biraz da şüpheci bir gözle inceler. Ayrıca Yalburt Anıtı’nın özellikle içinde yer aldığı peyzajın bol pınarlı, mağaralı, düdenli ve obruklu karstik jeolojisi üzerine özellikle eğilinmiş, tarih boyunca insan toplumlarının bu özel jeolojik yapılarla nasıl bir ilişkiye girdiği, bu yapılara ne anlamlar ve işlevler yüklediği üzerinde durulmuştur. Projemiz metodolojik olarak “mahal arkeolojisi” olarak adlandırdığımız, yerel peyzajlar ve mahaller hakkında yerel bilgiyi tarihsel ve arkeolojik verilerle harmanlayarak eskiçağdan bugüne kırsal coğrafyaların soy kütüğünü çıkarmayı amaçlar ve bu mikro-coğrafyaların siyasi ekolojisine eğilir. Bunu yaparken de bölgenin sakinleri ile işbirliğinin ve bilgi alışverişinin öneminin altını çizer. 2010 yılından beri bu bölgede sürdürülen bu kültürel peyzaj tarihi araştırma çalışmaları; arkeolojik yüzey araştırması, mimari belgeleme, jeomorfoloji ve sözlü tarih yöntemleri ile sürdürülmüştür.