HURRiLER

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Hurriler, Eski Yakın Doğu dünyasının kaybolmuş en önemli kavimlerindendir. Hurrilerin anavatanlarını tam olarak bilmesek de arkeolojik buluntulardan ve filolojik belgelerden elde edilen bilgilere göre; anavatanlarının Kafkasya veya büyük bir ihtimalle Transkafkasya denilen Van Gölü, Ağrı Dağı ve Hazar Denizi arasındaki bölgede olduğu düşünülmektedir. Bazı araştırmacılar; bölgeye Doğu Anadolu´yu da dahil etmektedirler. Bu dağlık bölgede MÖ 3. binyılın sonlarına kadar kendileriyle çok yakın akraba olan Urartularla birlikte oturan Hurriler, MÖ 3. binyılın ortalarından itibaren güneye ve Anadolu´ya göç etmeye başlamışlardır. Böylece, Hurriler Eski Yakın Doğu dünyasının kültürlerinden biri olmaya başlamıştır.

Kendilerine ait kaynaklardan çok, ilişkide bulundukları Sumer, Akad, Mısır, Ugarit ve Hitit yazılı belgeleri vasıtasıyla siyasal ve kültürel yapıları üzerine bilgiler edinebildiğimiz Hurrilerin bütünsel ve tutarlı bir şekilde ortaya konulabilen siyasal tarihlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir başka deyişle, Hurrilerin siyasi tarihini kendi kaynaklarından değil de kimi zaman kendileriyle dost kimi zaman ise kendileriyle düşman olan başka kavimlerin kaynaklarından öğrenmekteyiz. Bu durumun başlıca nedenleri ise; Hurri dilinin tam olarak çözülememiş olması, başkentleri Vaşukkanni´nin (ašukanni) henüz bulunamaması ve Hurrice belgelerin buluntu yerlerinin çok çeşitli olmasıdır. 

 

Hurri tarihinin MÖ 1550´den öncesi tamamen karanlık bir dönemdir. Hurrilerin; Kuzey Mezopotamya ve Suriye´ye ne zaman ve hangi göç yollarından geldikleri hala tam olarak bilinmemektedir. Hurri kralından bahseden şimdiye kadar en eski belge ise Akad kralı Naramsin´in dönemine tarihlendirilmektedir. Bu belgeden, adı geçen Akad kralının; Azuhinnum (Azuinnum) kentinde Hurri kralı Tahişatili´yi (Taišatili) esir aldığı öğrenilmektedir. Hurriler, daha sonraki yıllarda MÖ 2200´de bugün Kuzey Suriye´deki Tel Mozan ile eşitlenmek istenen; Hitit çivi yazılı metinlerinde ise Tanrı Kumarbi´nin kutsal şehri olarak bilinen Urkiş´te (Urkiš) artık güçlü bir devlet kurmuşlardır. Atalşen (Atalšen) ve Tişatal (Tišatal) ise bu devletin krallarıdır. Ancak Atalşen (Atalšen) aynı zamanda Habur bölgesinde olduğu düşünülen Navar (Naar) şehrinin de kralıdır. Louvre Müzesinde sergilenen ve Akad dilinde kaleme alınmış olan kral Atalşen´e (Atalšen) ait; bronz bir tabletten adı geçen kralın Tanrı Nergal için bir tapınak yaptırdığı öğrenilmektedir. Atalşen (Atalšen) kendisini "Šatar-mat" adlı bir kralın oğlu olarak tanıtmaktadır. Urkiş´in (Urkiš) bir başka kralı olan Tişatal´a (Tišatal) ait bir belge ise bugün Louvre Müzesinde sergilenen bronzdan bir aslanın iki pençesi arasında duran tablettir. Tişatal (Tišatal), bu belgede Tanrı Nergal´a bir tapınak inşa ettiğini anlatmakta ve kendisini de "Urkeš ednan"ı yani "Urkeš kralı, beyi" olarak tanıtmaktadır. Burada hemen belirtmek gerekir ki bu belgenin en önemli özelliği kullanılan dilin "Hurrice" olmasıdır. Bu nedenle bu belge, Hurri dilinde kaleme alınmış en eski belge olarak bilinmektedir. Bir diğer tunç aslan ise Metropolitan Müzesinde sergilenmektedir ancak ne yazık ki tableti ele geçmemiştir. Aynı krala ait olduğu düşünülen bir mühürde ise "Karahar kralı Tişatal (Karaar kralı Tišatal)" yazısı vardır. 

 

Boğazköy´de ele geçen Hurrice-Hititçe ritüel metinlerinden yalnızca bir tanesinde bir başka Hurri kralının adının Kiklip-atal; şehrinin ise bugün yeri kesin olarak bilinmeyen ancak Mezopotamya´nın doğusuna lokalize edilen "Tukriş (Tukriš)" olduğu öğrenilmektedir. Daha sonraları ise Yukarı Mezopotamya ve Yukarı Dicle bölgesinde küçük şehir devletlerin sayısı artmıştır. Elimizdeki belgelerden bunların beylerinin Hurrice isimler taşıdıklarını öğrenmekteyiz: "Burundum Beyi Atalşenni (Atal-šenni), Elahut (Elaut) Beyi Şukrumteşşup (Šukrum-teššup), Haburatum (Ḫaburātum) Beyi Nanipşaviri (Nanip-šairi), Azuhinum (Azuinum) Beyi Şaduşarri (Šadu-šarri), Mardaman Beyi Tişulme (Tiš-ulme)".

 

Akad Devleti´nin yıkılmasından sonra III. Ur Hanedanı krallarından Şulgi (Šulgi MÖ 2029-1982), krallığının ikinci yarısında Dicle bölgesini fethetmeyi düşünmüş ve buraya pek çok sefer düzenlemiştir. Şulgi (Šulgi) bu seferleri sırasında çok sayıda Hurriliyi tutsak etmiştir. Yeni Sumer Dönemine ait belgelerde; tutsak edilen Hurrilerin adları sıkça geçmekte olup, bu adlar diğer bölgelere de yayılmıştır. Chagar Bazar, Mari ve bugünkü Koyuncuk olan Ninive´de yaygın bir şekilde Hurrilerle karşılaşmaktayız. Bugün Hatay-Reyhanlı karayolunun 22. kilometresinde yer alan Tel Açana´da, eski adıyla Alalah´ta (Alala) ele geçirilen Eski Babil Dönemine ait metinlerde de yine Hurrice özel adlar vardır.

 

Anadolu´da ise Hurrilerle ilk kez Anadolu´nun tarihi devirlere girdiği Assur Ticaret Kolonileri Çağında karşılaşmaktayız. Bugün Kayseri´nin 20 km kuzeydoğusunda bulunan Kültepe´de eski adıyla Kaniş´te (Kaniš) gün yüzüne çıkartılan çivi yazılı tabletlerde çok sayıda Hurrice şahıs adı saptanmıştır. Anadolu´da bu dönemde bulunan Hurrilerin de Assurlar gibi ticaret yaptıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca Kültepe tabletlerinde Hurri şahıs adlarının ve çok sayıda Hurrice kelimelerin saptanması da Hurri etkisinin Orta Anadolu´ya kadar uzandığını göstermektedir. Bu şahıs adlarının çoğuyla MÖ 2. binyılın ortalarına tarihlenen Nuzi (Yorgantepe) belgelerinde de karşılaşmaktayız. Kültepe´de ele geçen bir başka belgeden ise, Anadolu´da bulunan yerel prenslerin Hurrice adlar taşıdığı öğrenilmektedir. Bu belge bugün Maraş bölgesine yerleştirilen Mama şehri kralı Anum-Hirvi´nin (Anum-iri); Kaniş (Kaniš) kralı Varşama´ya (aršama) gönderdiği bir mektuptur. Burada geçen Anum-Hirvi (Anum-iri) adı Hurrice´dir. Daha sonra MÖ 2. binyılda Hitit Devleti´nin kurulmasıyla birlikte Anadolu´da Hitit çivi yazılı belgelerde de "Hurri" adıyla karşılaşmaktayız Hititlerin; Hurrilerle ilişkilerinin I. Hattuşili (I. attušili) döneminden itibaren başladığı görülür. Bu krala ait metinlerden; Kuzey Mezopotamya´da güçlü bir Hurri varlığının olduğu ve adı geçen Hitit kralı seferdeyken; Hurrilerin Anadolu´ya saldırdıkları öğrenilmektedir. I. Hattuşili´den (I. attušili) sonra, Hitit tahtına geçen I. Murşili (I. Muršili) de Halap´a (alap) sefer düzenlerken Hurrilerle uğraşmak zorunda kalmıştır. I. Murşili´yi (I. Muršili) öldürerek Hitit tahtına geçen I. Hantili (I. antili) döneminde de Hurriler Anadolu´ya girmişler ve kendi nüfuzlarını artırarak güçlenmişlerdir. Adı geçen kral; her ne kadar yeni askeri seferlerle Kuzey Suriye´deki Hitit etki alanını elde tutmaya çalışmışsa da bunda başarılı olamamıştır. Büyük Hitit kralı I. Şuppiluliuma (I. Šuppiluliuma) ise Mitanni kralı Şattivaza (Mattivaza veya Kurtivaza) (Šattiaza/Mattiaza/Kurtiaza) ile bir antlaşma yapmış; böylece Hurriler, Anadolu için tehlike olmaktan çıkmıştır. Ayrıca "Hurri şahıs adlarının Kültepe tabletlerinde ve Hitit çivi yazılı tabletlerde geçmesi" Hurrilerin anavatanlarından sadece güneye değil batıya; yani Anadolu´nun içlerine de göç etmiş olduklarını kanıtlamaktadır. 

 

Hurriler; MÖ 16. yüzyılın sonlarına doğru Kuzey-Batı Mezopotamya bugünkü Mardin civarına gelen Indo-Ari kökenli (Indo-Ari terimi Hint-Avrupa dil ailesi içinde bugün Hintçe ile akraba olan Doğu dillerini konuşan bir zümreye verilen addır.) olan savaşçı ve yönetici bir sınıf ile bir devlet örgütü haline gelmişlerdir. Bu devlete ise resmi bir ad olarak Mitanni Devleti denilmiştir. Ancak halkın çoğunluğuna bakılarak Hurri adı da kullanılmaya devam edilmiştir. Mitanni kralları dil olarak Hurriceyi benimsemişlerdir. Bu krallar Sanskritçe adlarının yanında Hurrice adlar da taşımışlardır. Ayrıca Indra, Varuna ve Mitra gibi Hint tanrıları üzerine de yemin etmişlerdir.

 

Başkenti Vaşukanni (ašukanni) olan Mitanni Devleti güçlü olduğu sırada Fırat´ın batısında etkin olmaya başlamış böylece Mısır, Hitit ile birlikte dönemin siyaset sahnesinde üçüncü büyük güç olmuştur.,,,

 

YAZI ; Yrd Doc. Nursel ASLANTÜRK

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi 64. sayısından ulaşabilir, okuyabilirsiniz.