43. Sayı - Bayramlar ve Eğlenceler

Yaşam-Ölüm Mücadelesi içinde Yeni Yıl Geçmiş kültürler için yeni yılın başlangıcı mevsimsel değişimlere, özellikle de doğaya bağımlı yaşayan tarım toplumlarının yaşam şartlarına ve bu yaşam şartlarına bağlı oluşan inanç sistemlerine göre değişiklik göstermiştir. Yaşamın sürdürülmesi için her zaman hayati önemini koruyan toprak ve su, zaman zaman kıtlık-bolluk ve yaşam-ölüm mücadelelerini tetiklemiş, zamanla tüm bunların tanrıların memnuniyeti ya da memnuniyetsizliğinden kaynaklandığını düşünmüşler. Ölen doğayı canlandırmak, canlanan doğa için şükranda bulunmak, bolluk ve bereketten, dolayısıyla sağlıktan yoksun kalmamak adına insanoğlu ayinler düzenlemiş, tanrılara kurbanlar sunmuş, bayramlar belirlemiş, müzikli danslı eğlenceler düzenlemiş, tanrılarına jestler yapmışlardır. Bu yeni yıl bayramları günümüze ise bahar bayramları olarak gelmiştir.

Osmanlı 18. yüzyılla birlikte kapısını Avrupalı gezginlere sonuna kadar açınca, yüzlerce gezgin bilgi, kaynak açısından hala bakir görülen yerlere doğru harekete geçtiler. Ne de olsa Avrupa sömürgeciliğinin en açgözlü olduğu zamanlardı. 1930’lu yıllara gelindiğinde Avrupa Devletleri dünyanın yüzde seksen beşini kolonileştirmişti. Kültür ve tarih açısından Osmanlı coğrafyası oldukça farklı hikâyelere ve tabi ki çelişkilere de sahipti. Osmanlı tebaası oldukça geniş bir yelpazeden oluşuyordu. Özellikle Rum ve Ermeni, hatta Müslüman yerleşimleri kültürel olarak antik çağdan kalma yerleşimlerin çevresinde ya da üzerinde ya da onlarla iç içe yaşıyordu. 18. yüzyıla kadar Osmanlı coğrafyasında yaşayan insanlar için geçmiş dönemlerden kalma kalıntılar arasında yaşamak, bu kalıntıları yeni yapılara devşirme malzeme olarak kullanmak oldukça normal bir durumdu. Bu kalıntılar onlar için oldukça sıradan ve para ile alınıp satılan bir değer değildi. Bu nedenle, ne kalıntılara zarar verir ne de birileri için toprağı kazıp bir pagan eserin ortaya çıkması için uğraşırlardı. Ta ki 18. yüzyılla gelmeye başlayan gezginler bunları almak, toplamak ve kazıp ortaya çıkarmak için kırsalda yaşayan insanlara para önerinceye kadar...
Artık bir zamanlar önemsiz olan kalıntılar gezginler ve sonrasında gelen eser toplayıcıları için çok değerli objeye dönüşmeye başladı. Bu durum özellikle kırsalda yaşayan insanlar için ek bir gelir anlamına geldiği için de eser toplamak, satmak ve bu eserleri ortaya çıkarmak amacıyla kazılar yapmak normalleşti. Ancak bu eserler pagan döneme ait olduğundan ve kendi dinleri ve kültürleri ile benzerlik taşımadığından çok hızlı bir şekilde önemsizleştirilip, gâvur malı sayılarak yok edilmeye başlandı. Bu olay örgüsünün günümüze yansıyan kısmı ise Anadolu’nun zamanla kültürelve tarihsel olarak tek tipleşmesi ve bununla birlikte kendi kültürüne ait olmayanı yok sayması oldu. Bunun son örneğini ise Mersin’de Elaiussa Sebaste antik kentinde ayakta kalmayı başaran Hellenistik Dönemden kalma bir mezar anıtının önüne dökülen molozlar oluşturuyor. Büyük bir bilinçsizliğin ispatı niteliğindeki yok sayma, hala Anadolu ile aramızda tarihsel ve kültürel bağımızı kuramadığımızın en önemli kanıtı olsa gerek.