ÇÖMLEKÇİNİN AYAK İZLERİ

Çatalhöyük insanının et ya da kemik suyunu kaynatarak tüketebilmesi için çömleklerden başka bir seçeneği yoktu.

Arkeolojide çanak çömlek, insanlık tarihinde ilk ortaya çıktığı andan itibaren çok önemli bir rol oynamaktadır; zira geçmiş kültürlerin izini taşıyan buluntular arasında, binlerce yıl sağlam kalabilen birkaç malzemeden biridir. Bu malzemede görülen her değişim ve çeşitlilik göreli tarihlendirme için kullanılan önemli göstergelerdir. Ayrıca dünya genelinde yaygın olarak görülmesi onu karşılaştırılabilir kılmaktadır. Bunun yanı sıra çanak çömlekte, insanın karar vericiliği ile ilgili hassas göstergeler bulunmaktadır. Bu nedenle, çanak çömlek üretiminin doğasını, çömlekçinin bilgi, beceri, kimlik ve geleneklerini anlamak açısından önemlidir. Çatalhöyük yerleşmesinde çanak çömlek buluntular, Ian Hodder başkanlığında yürütülen kazıların başladığı 1993 yılından itibaren farklı uzmanlarca ve değişik yöntemlerle araştırılarak, ham madde ve teknoloji temelli sınıflandırılmıştır. Gelenekçi bir yapıya sahip Çatalhöyük yerleşmesinde, mimari ve geçim ekonomisinde görülen yavaş değişim sürecini çanak çömlekte de görmekteyiz. Yerleşmenin ilk iskan edildiği en erken tabakalarda görülen ilk çanak çömlek buluntuları, kalın duvarlı ve dik kenarlı kâse biçimindeki kaplardır. Yerleşmenin yakın çevresinden elde edilen yerel kilden üretilen ancak daha dayanıklı hale getirebilmek için çamuruna bitkisel katkı eklenmiş bu kaplar, oldukça az sayıdadır. Bu durum, bu kapların gündelik aktivitelerin bir parçası olmadıklarını düşündürür. Aynı tabakalarda görülen sepetlerin ve ahşap kapların varlığı, çömlek buluntularının taşıma ve depolama işlevli kullanılmış olma olasılığını azaltır. Ateşle temas ettiklerinde yanacakları malum olan sepet ve ahşap kaplardan farklı olarak, pişirme işlevli olarak üretildikleri düşünülür. Nitekim, çanak çömlek parçalarının analizlerinde, içlerinde hayvansal yağ izlerine rastlanmış olması da bunu kanıtlar. Ancak, kapların yüzeylerinde ateşe direk temas ettiklerine dair izlere ya da kil içeriklerinde ısıya bağlı gelişen termal bozulma izlerine rastlanmamıştır. Bu bilgilerden hareketle, pişirme işleminin ‘kil toplar’ kullanılarak gerçekleştirildiği varsayılır. Bu işlem, ateşte kızdırılan kilden yapılma irili ufaklı topların, kabın içine konularak ya da besinle karıştırılarak pişirilmesi esasına dayanmaktadır. Söz konusu tabakalarda bulunan kil topların sayıca fazlalığı da bu varsayımı kuvvetlendirmektedir. Orta tabakalar olarak ifade edebileceğimiz tabakadan (VII. tabaka) itibaren koyu kahverengi tonlarda yüzey renklerine sahip çömlekler görülür. Bu kapların, farklı bir ham madde olan volkanik kökenli kil ile farklı bir teknoloji ve biçimde üretildikleri açıktır. Üretildiği kilin doğal yapısı gereği içerdiği volkanik taşçıklar hem üretim aşamasında hem de yemek pişirme esnasında birtakım Batı Çatalhöyükten boya bezemeli kap 93 Aktüel Arkeoloji avantajlar sağlamaktadır. Taşçıklı yapılı bu ham madde ile ince kenarlı, derin ve büyük boyutlarda kaplar üretebilmektedir. Ham madde içinde yer alan taşçıklar, çanak çömlek üretimi aşamalarında kilin kurutulması sırasında buharlaşmayı kolaylaştırır, kabın çatlamasına ve yüksek ısıların yol açtığı termal şoka dayanıklılıkları nedeniyle de fırınlama sırasında patlamayı önler. Bu sayede çömlekçiler, üretim zayiatını da aza indirmiş olmalılar. İnce duvarlı söz konusu bu kaplar, taşçıkların ısıyı muhafaza ederek daha uzun süre ve yavaş yavaş pişirmeye olanak sağlaması açısından da avantajlıdır. Nitekim, hemen hemen hepsi daralan ağızlı çömlek biçiminde olan bu kapların yüzeylerindeki alacalanmalar ve islenmeler; bunların ateş üzerine konularak pişirme amaçlı kullanıldıklarını belgeler. Ağız parçaları üzerinde yapılan analizlerin sonuçlarından da içlerinde hayvansal yağ kaynatıldığı görülür. Ayrıca yukarıda bahsettiğimiz yöntemle pişirmede kullanılan kil topların sayısı, bu kapların ortaya çıkmasıyla yok denecek kadar azalmış gözükmektedir. Koyu yüzeyli çömleklerin üretildiği volkanik killerin kaynağı, yerleşmenin yaklaşık 70 kilometre uzağındadır. Her ne kadar Çatalhöyük insanının uzak mesafelerdeki yontma taş ve sürtme taş aletler, ahşap, deniz kabuğu, boya gibi kaynaklara hakim olduğunu bilsek de çanak çömlek yapımında kullandığı kili de yerleşmenin bu derece uzağından alması araştırmacılar için beklenmedik bir sonuç olmuştur. Diğer ham madde kaynakları doğadaki halleri ile kullanılırken kilden pişmiş toprak kaba giden süreç uzun ve zahmetlidir. Ayrıca tamamlanmış hali kırılgan bir yapıdadır. Bir başka deyişle uzaktan getirilen bu ham maddeye erişim, yerel kökenli ham maddelere göre daha fazla emek ve zaman ister. Sarf edilen bu emek için ise bir itici gücün varlığı gereklidir. Yukarıda ifade edildiği gibi yerel kilden ürettikleri kapları da hayvansal gıda pişiriminde kullanabildiklerine göre bunca zahmete girerek volkanik kökenli kili uzak mesafelerden neden getirmişlerdir? Burada besin tüketimi alışkanlığı ile ilgili bir değişiklikten bahsedebiliriz. Yapılan hayvan kemiği çalışmalarına göre, söz konusu tabakalarda, etlerin pişirildikten sonra kemiklerinden ayrılmış olduklarına dair veriler bulunur. Hayvan kemikleri üzerine çalışan uzmanlar, bu işlemin ancak kaynatıldıktan sonra yapılmış olabileceğini ifade ederler. Bu yorumdan hareketle gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda, tüm kapların içine etlerin nasıl sığdırılmış olabileceği sorusuna cevaplar arandı ve kesik kemik boyutlarıyla, çömlek boyutlarının uyumlu oldukları görüldü. Bu bağlamda, ham madde farklılaşmasının, çanak çömleklerin; işlevi, biçimleri ve insanların besin tüketimi alışkanlıklarındaki değişimler ile karşılıklı bir ilişki içinde olduğu sonucuna varılır. Dolayısıyla Çatalhöyük insanının et ya da kemik suyunu kaynatarak tüketebilmesi için bu tür çömleklerden başka bir seçeneği yoktur. Bu çömlekleri üretebilmesi için de özellikle belirli bir ham madde kaynağına ihtiyacı olmuştur. Yerleşmenin günümüze daha yakın evrelerinde bulunan çanak çömleklerde, erken ve orta tabakalarda biçim ve ham madde olarak katı bir tutum sergileyen çanak çömlek üretiminin aksine, üretim teknolojisinden işleve kadar her anlamda çeşitlenme meydana geldiğini dolayısıyla daha yenilikçi bir tutumla karşı karşıya olduğumuzdan bahsedebiliriz. Yukarıda bahsedilen volkanik kökenli kilden üretilme çömlekler, pişirme işlevli olarak kullanılmaya devam ediyor olsa da kap boyutlarında belirgin bir küçülme görülür. Bunun yanı sıra iyice gelişmiş olan uzmanlıkla ilk örnekleri bitkisel katkılı olan yerel kilden de pişirme kapları üretebildiklerini görüyoruz. Bu dönemde, pişirme işlevi dışında farklı amaçlara hizmet eden kapların da çeşitliliği azımsanamayacak boyuttadır. Kırmızı mallar adını verdiğimiz, kilin doğal rengi nedeniyle kırmızı yüzey ve hamur rengine sahip çanakların hemen hepsi daha önce örneğine rastlamadığımız biçimde ovaldir ve üzerlerinde sepetlerdekine benzer taşıma tutamakları bulunur. Çatalhöyük yerleşmesine yaklaşık 170 kilometre uzaklıktaki Toros Dağları kökenli olduklarını anladığımız bu çanakların, o bölgedeki diğer yerleşmeler ile bir çeşit ilişkinin sonucu olarak ortaya çıktıkları akla gelir. Bunun yanı sıra yerel kökenli kaynaklarda da bir ham madde çeşitliliğinden söz edebiliriz. Örneğin, geç tabaka çanak çömlek buluntuları arasında Eski Konya Gölü’nün oluşturduğu dolgular olarak da tanımlanan marn kilden üretilmiş kaplar yer alır. Duvar sıvalarında da kullanılan marn; yerleşmenin yakın çevresinde bulunan bir kil kaynaktır.  

Yazı: Duygu TARKAN

Fotoğraflar Jason QUINLAN, Çatalhöyük Kazı Arşivi