İNSANLIĞIN EN UZUN GÖÇÜ

İnsan ailesinin (hominidler) serüveni 7 milyon yıl öncesine dayanır. İnsanoğlu doğa ile baş edebileceği bir konuma geldiğinde, Afrika’nın insan formatındaki bir organizma için uygun iklim ve çevresel koşullarını terk ederek kuzeye doğru göç etmiştir.

İnsanoğlunun ilk göç deneyimini gerçekleştiren Homo erectus, bu uzun seyahat sırasında çok çeşitli ekosistem, iklim ve ekolojik ortamdan geçmiş ve her ortama uyum sağlayarak hayatta kalmayı başarmıştır. Afrika’nın tropikal ve subtropikal ortamından çıkan bir türün daha soğuk ve mevsimsel değişiklikler gösteren bir iklime sahip olan kuzey yarımküresinde yaşamını sürdürmesi, geliştirdiği olağanüstü uyum ve davranış esnekliğini gösterir. Bu aşamada akla hemen hominidlerin neden milyonlarca yıl daha öncesinde Afrika’dan çıkmadığı, ancak Homo erectus yaşam sahnesinde görülür görülmez hızla dünya üzerinde yayılmaya başladığı sorusu gelebilir. Homo erectusun morfolojik ve ekolojik avantajları bu yayılımı kolaylaştırmaktadır; türün ortaya çıkmasından hemen önce dünya ikliminde önemli değişmeler oldu. Kurak ve soğuk iklim Afrika’da yaklaşık 2 milyon yıl önce ormanların azalmasına ve geniş otlakların oluşmasına yol açtı. Otlakların geniş alanlara yayılımı antilop gibi ot yiyicilerin ve buna paralel olarak da onlarla beslenen insanların sayıca artmasını beraberinde getirdi. Homo erectuslar Aşölyen (Acheullean) kültürü olarak tanımlanan ve iki yüzü de işlenmiş aletler olan el baltalarını kullanarak bu gıda depolarından yararlandılar. Afrika ile kuzeyin bağlantısını sağlayan Sina Yarımadası’nın da bu dönemde geçit vermesi önemli bir etken olmuştur.

 

Pliosen’in sonlarına doğru (yaklaşık 2 milyon yıl öncesi) Afrika’da yaşayan çeşitli hayvan topluluklarının kuzeye yöneldiklerini ve Batı Asya ile Orta Asya’ya göç ettiklerini biliyoruz. Homo erectuslar da onları mı takip etmekteydi? Bu insanlar  avcılık öncesinde bol miktarda bitkisel protein kaynaklarını tüketmekle birlikte, henüz sistemli bir şekilde avcılık yapamıyorlardı. Göç hareketinin tek seferde olmadığı ve birçok grubun beslenme amacıyla rastgele yaptığı yer değiştirme davranışının kümülatif sonucu olarak insanların kuzey yarımküreye ulaşabildikleri düşünülmektedir. Muhtemelen bu yönelim sadece kuzeye olmamış, insanlar zaman zaman ortamın çekiciliğine göre ve besin kaynaklarının bolluğuna göre bu tür alanlara yönelerek geriye de dönmüşlerdir. Göç sırasında yılda 1 kilometrelik bir mesafe alındığı hesaplanmaktadır. Bu da bize kuzeye göçün kesintisiz olduğu taktirde en az 10-15 bin yıllık bir süreçte tamamlanabileceğini göstermektedir. Ancak bu tür bir yayılım bilinçli, planlı ve belli bir hedefe yönelik olmadığından yüzbinlerce yıl almış olmalıdır.

 

Bir çok araştırmacı insanların avlandıkları, yani et yiyiciliğe (karnivor) geçtikleri zamanda  vücutlarında uyumsal bir değişim olduğunu kabul etmektedirler: ince bağırsak uzamış, ancak etin sindirim işlevi sırasında daha az bir süre kaldığı kalın bağırsak kısalmıştır. Homo erectusların diyetinin bol miktarda ete dayanmış olabileceğine ilişkin bir kanıt da Alan Walker ve arkadaşlarından gelmiştir. Bu araştırmacılar buldukları bir Homo erectus fosilinin   bol miktarda sakatat tüketiminin yol açtığı aşırı A vitamini birikimi nedeniyle öldüğünü düşünmektedirler.

 

İnsanların Afrika’dan kuzeye göçünden kısa bir süre sonra tüm dünyaya dağıldıklarını gözlemleyebiliriz. Tüm Asya’da, Doğu Asya adalarında -Java- ve muhtemelen de Avrupa’da  yerleşmeye başlamışlardır. Avrupa’da Homo erectus cinsine konulabilecek fosile rastlanmamıştır.  Ancak Avrupa’da Acheullean el baltaları bulunmakla  birlikte bunları yapan insanların fosillerine rastlanmamıştır. Acheullean adı bu teknolojinin ilk tanımlandığı Fransa’daki St. Acheul buluntu yerinden gelmektedir.

 

Avrupa’da Homo erectus fosili bulunmasa da, Pleistosen Dönemin ortalarına doğru Homo erectustan çok daha gelişmiş özellikler gösteren ve Homo sapiens’e  (modern insan) çok yakın anatomik yapı sergileyen arkaik Homo sapiens (bazen de gelişmiş Homo erectus olarak tanımlanır) fosillerine bol miktarda rastlanmaktadır. Eski Dünya kıtalarının (Afrika, Asya ve Avrupa) tümünde  bulunan  arkaik Homo sapiens bireylerinin anatomik yapısı, Homo erectus ve modern Homo sapiens türlerine ait özelliklerin mozaiği gibidir. Homo erectusun robust (sağlam) yapısını devam ettiren ancak beyin kapasitesi açısından çok daha büyük rakamlara ulaşan bu insanlar her iki türe de bazı özellikleriyle yakın oldukları için sınıflandırılmalarında sorunlar yaşanmaktadır. 

 

İspanya’da Atapuerca’da bulunan ve 1.2 milyon yıl öncesinde yaşamış olan bu insanlar, bilim adamlarınca doğrudan  modern insanın kökenine konulmuş ve Homo antecessor (öncü insan) olarak tanımlanmışlardır. Buluntuların erişkin olmayan bireylere ait olması (3-18 yaş) ve büyüme süreci sonunda ne tür değişim gösterebileceği konusundaki şüpheler, bu buluntuların bilim dünyasında yeni bir tür olarak  geniş kabulünü engellemektedir. 

 

Almanya’da Heidelberg yakınlarında bulunan, alt çenenin (Mauer alt çenesi) arkaik Homo sapienslerin bulunan ilk örneği olması nedeniyle bu grup Homo heidelbergensis olarak da tanımlanmaktadır. Bu insanların leş yiyicilikten uzak, son derece bilinçli avcılar olduğunu ve kasaplık için kullanılan alet yapımına paralel olarak tamamen avlanmaya yönelik aletler de yapmaya başladığı biliyoruz. Arkaik Homo sapiens’ler belli bir göç dalgası kapsamında olmasa da tüm dünyaya yayılmışlardır.

 

Orta Pleistosende yaşamış olan örneklerinin fosilleri Yunanistan (Petralona 150.000-300.000), Almanya (Steinheim 250.000-300.000), Fransa (Arago 300.000-600.000), İngiltere (Swanscombe 200.000-250.000), Macaristan (Bilzingsleben ve Véretesszöllös) buluntu yerlerinden ele geçirilirken, İspanya’da Atapuerca’da çok özel bir buluntu alanı keşfedilmiştir. 500.000-600.000 yıl öncesine tarihlenen en eski arkaik Homo sapienslerin çıkarıldığı Sima de los Huesos Mağarası’ndan en az 28 bireye ait fosil kemik ele geçmiştir. Bu mağara bilinen en zengin buluntu yeri olma özelliğini taşımaktadır. “Kemik çukuru” olarak da adlandırılan bu alanda yaşamış olan insanların kürdan kullandıklarını gösteren izler vardır. Atapuerca’nın Orta Pleistosen fosil insanları Neanderthallere benzeyen birçok özellikleri nedeniyle Neanderthal ataları olarak da kabul edilmektedir.

 

Arkaik Homo sapiens’lere Avrupa dışında Afrika’da 600.000-200.000 (Bodo-Ethiopia ve Kabwe-Zambia) ve Asya’da 200.000 ila 100.000 (Dali, Maba, Jinniushan, Narmada) bol miktarda rastlamaktayız. Bilinen en eski arkaik Homo sapiens olarak kabul edilen Bodo fosilinin yüz kısmında bulunan kesik izlerinin bir gömü ritüeli olabileceği düşünülmektedir. Beyin kapasitesi 1,300 santimetreküp olarak hesaplanan ve 600 bin yıl önce yaşamış Bodo Adamı’ndaki  bu izlerin kanibalizme (yamyamlık) işaret edebileceği de olasılık dahilindedir.   

 

Arkaik Homo sapienslerin dünyadaki yayılımından hemen sonra, 150.000-30.000 yılları arasında, tüm Akdeniz çevresi ve doğuda Rusya’ya kadar uzanan bir alanda Neanderthallere rastlamaktayız (Homo genusunun bir türü olarak kabul edildiğinde Homo neanderthalensis veya Homo Sapiensin bir alt türü olarak Homo sapiens neanderthalensis). Çok popüler olmaları nedeniyle fosil  insanlar denildiğinde ilk akla gelen bu grup, ironik olarak hala gizini korumaktadır. Yayılımlarını, davranış kalıplarını, morfolojik yapılarını çok iyi bilmemize rağmen ayrı bir tür mü, yoksa modern insanın bir kolu mu olduğu konusu hala tartışılmaktadır. Neanderthal adamın tüm güçlü görünümüne karşın vücudunda bir çok hasar izlerine rastlamaktayız. Kırık ve çıkıklar, eklem hastalıkları ve diş problemleri çok yaygın olarak görülen sağlık sıkıntılarındandır. 30.000-150.000 yıl öncesine tarihlenen yüzlerce Neanderthal fosili bulunmuştur. Neanderthallerin yaygın olduğu bu zaman sürecinde iklim  buzul ve buzul arası dönemlerden dolayı çok değişkendir. Öne çıkıntılı (prognatik) yüzü, fıçı şeklindeki göğüs kafesi, çene çıkıntısının olmayışı, modern insan sınırlarını aşan beyin kapasitesi, ancak basal kısımda birbirinden görece uzak beyin lobları, Bergmann ve Allen kurallarına uyan geniş ve iri gövde ile nispeten kısa kol ve bacakları ile soğuğa dayanıklı ve kendine özgü bir gruptur. Ön dişlerindeki ileri düzeydeki aşınma ve kesik izleri bu dişlerin objeleri kavramak için mengene gibi kullandıklarına işaret etmektedir. Ocak kalıntıları ateşi rutin olarak kullandıklarının izleridir. Neanderthallerin hayvan postlarını da kullanmış oldukları düşünülür ancak bunların dikildiğine ilişkin hiçbir delil yoktur.

 

Yazı: Erksin Savaş GÜLEÇ

Yazının tam metninin Aktüel Arkeoloji Dergisi 54. sayısında bulabilirsiniz.