NEOLİTİK BİR MEGA KENTİN ÇÖKÜŞÜ

Devamlı değişim ve dönüşümler içerisinde büyüyen devasa bir köy: Çatalhöyük.

Çatalhöyük kesintisiz bir şekilde bin yıldan uzun bir süreyle bir topluluğa ev sahipliği yapmıştır. Bu, Çatalhöyük’ü Yakın Doğu Neolitik yerleşmeleri arasında en uzun süre yerleşim alanı olarak kullanılmış şehirlerden biri haline getirir. Sakinlerinin bu uzun süreli yerleşik yaşamı devamlı değişim ve dönüşümler içerisindeydi. Yerleşme, MÖ yaklaşık yedi binyılının ortalarında gelişiminin doruk noktasına ulaştı ve takip eden beş yüz sene boyunca sadece yerel toplumu değil tüm bölgeyi etkileyecek sonuçlara sahip bir dönüşümden geçecekti. Çatalhöyük tarihinin yaklaşık son dört yüzyılındaki gelişmeler daha yeni yeni tanınmaya başladı. Bu, 2001 yılından bu yana çalışmaların aralıksız olarak yürütüldüğü Doğu höyüğünün güney tepesindeki TP (Team Poznan) ve TPC (Team Poznan Connection) alanları olarak bilinen iki farklı yerin en üst katmanlarında yapılan kazılarla mümkün oldu. Elde edilen sonuçlar Çatalhöyük toplumunun, yerleşimin tarihinde klasik dönem olarak tanımlanan bir önceki evreyle ciddi farklar içerdiğini gösteren yeni bir tablo ortaya koymuştur. Yerel toplumun yeni bir sosyal organizasyon benimsememesi, toprak kullanımı ve geçim temeli ile birlikte yerleşim düzeni, ev mimarisi, ölü gömme geleneği, hayvanlara yapılan muamele ve hayvancılık uygulamaları, bitki kullanımı, ziraat, çömlekçilik ve taş alet üretimi gibi arkeolojik bakımdan ayırt edilebilir alanlarda bir dizi değişimi tetiklemiştir. Çatalhöyük’te tabakaları yeniden safhalara ayırma programıyla birlikte, TP dizisi, M harfi en alt seviyeyi temsil edecek şekilde TP.M’den TP.R’ye kadar etiketlenmiştir. Mellaart’ın Tabaka 0, I, II ve III’ü bir kenara koyulup bu dizi kullanılmaya başlanmıştır. Aynı sistem TPC Alanı için de benimsenmiştir. TP Alanı’ndaki kazılar sonucu dört sağlam ev, bir hafif yapı ve bir açık alan ortaya çıkarılmıştır. Bu tabakalar, MÖ yaklaşık 6350-5950 yılları arasında yerleşimin 350 yıllık iskan tarihini oluşturur. TPC Alanı’nda devam eden çalışmalarda elde edilen ilk sonuçlara göre buranın yaklaşık olarak MÖ 6400-6100 yılları arasında kullanıldığı bilinmektedir. Günümüze dek farklı karakterlere sahip toplam 10 farklı yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu makalenin üç hedefi vardır: İlk olarak bu son seviyelerin arkeolojisine genel bir bakış sunar. İkinci olarak bu dönemdeki sosyal düzenlemelerin doğası, farklı ham maddelerin temini ve kullanımı ve gıda üretim şekilleri gibi yerel toplumun genel özelliklerinden bahseder. Üçüncü olarak bu dönüşümsel değişimlerin bölge ve ötesindeki tarım toplumlarının müteakip gelişimlerinin geniş kapsamlı sonuçlarını aktarır. Bu sonuçlar komşu bölgelere dağılmaları, iç ve dış mimari, alan organizasyonu ve yerleşme düzeni, maddi kültürün hızlıca farklılaşması gibi değişimleri tetikleyen farklı ekolojik bölgelerin kullanımından oluşmaktadır. Geç Neolitik Çatalhöyük Arkeolojisi Geç Neolitik Çatalhöyük’ün en eşsiz özelliği hanedir. Evler, geniş bir merkezi ‘oturma odasını’ çevreleyen, bir dizi küçük, hücre benzeri mekânlardır ve sembolik detaylara sahip değildir. Önceden görülen dünyevi (güney) ve kutsal (kuzey) alanlar arasındaki keskin ayrım bozulmaya başlayıp unutulmuş ve ana odalar daha sıradan bir karaktere bürünmüştür. Kimi zaman evlerin yanında bir bahçe ya da başka bir tür açık alan olurdu ve içinde fırın, ocak vb. eşyalar bulunması da günlük faaliyetlere hizmet ettiklerinin bir göstergesiydi. Klasik dönemin aksine yapı terk edildiğinde içini doldurmak gibi bir geleneğe rastlanmıyordu. Artık bina içi yapılar ve duvarlar ya kasten sökülüyor ya da yapı terk edilip duvar ve diğer bina içi yapılar çürüyüp gitmeye terk ediliyordu. TP Alanı’ndaki en farklı konut yapısı kategorisi 80 metrekarelik geniş ve dikkatlice tasarlanmış bir dizi evden oluşur. Boyutları, iç düzenleri ve beyaz çakıldan yapılma kendilerine özgü zeminleri olan yapılar, TP Alanı stratigrafi dizisinin başında (Yapı 81) ve sonunda (Yapı 62 & Yapı 61) inşa edilmiştir. Bu binalar bir yekpare yapı (Yapı 74), bir hafif konut yapısı (Yapı 73) ve açık alan (Yapı 72) ile birbirlerinden ayrılmıştır. Bayes modellemesinin sonuçları, TP dizisindeki çoğu binada yalnızca tek bir neslin yaşadığını göstermiştir. TPC Alanı’nda günümüze kadar yapılan çalışmalarda 10 ev keşfedilmiştir. Üç yekpare yapı dizinin alt bölümünde yer alır (Yapı 110, Yapı 121 & Yapı 122). En üstteki üç ev (Yapı 109, Yapı 115 & Yapı 133) ayrıntıları anlaşılamayacak derecede hasar görmüştür. Kalan dört konut yapısı kısmen kazılmıştır. TP Alanı’ndaki son iki ev, farklı bir dizi oluşturan yapılardır (Yapı 62 ve Yapı 61). Yapı 62, ortasındaki kare şeklindeki ocak dışında herhangi bir özellikten yoksundur. Yapı birkaç defa tekrar inşa edilmiştir. Duvarların az miktarda korunmuş olması yapının kasıtlı olarak terk edilmediğini ve doldurma işleminin uygulanmadığını göstermektedir. Yapı 61 ise bunun hemen üzerine yapılmış ve üç kez yeniden inşa edilmiştir. Yekpare kireç kalıp içerisine yerleştirilmiş çakıl döşeli son taban özellikle dikkat çekicidir. Ondan önceki yapı gibi Yapı 62’nin de örneğinin hemen üzerinde bulunan merkezi, kare şeklindeki ocak dışında bina içi yapı bulunmamaktadır. Yapı 61’in de aynı şekilde tüm duvarlarının yıkılmış olması, yapının terk edilmesi sırasında içinin doldurulması uygulamasına gidilmediğini işaret eder. Yapı 121 TPC Alanı’ndaki yapıların en eskilerinden biridir. Platform, ocak ve saklama çukuru gibi bina içi yapıları barındıran odalarıyla yekpare olarak özenle inşa edilmiş bir yapıdır. Doğu ve kuzey duvarları sıvanıp yatay ve dikey paralel çizgiler şeklinde siyah-beyaz geometrik bir tasarımla boyanmıştır. Yapının doğu ve batı kısımlarında yer alan beş platform aynı zamanda inşa edilmemiştir ve bu da mekânın daha sonra yeniden yapılandırılmış olduğunu göstermektedir. Yapı, ardı ardına yapılmış beş platform, ocak ve saklama çukuruna sahiptir. Yüksek ve sıvalı kalın duvarlarıyla dikdörtgen şeklindeki geniş ocak yapının merkezine konulmuştur. Yapı, içi doldurularak kasten terk edilmiştir. Yapı 122, içinde yaşandığı süre boyunca ana yapının içine yerleştirilen üç adet bina içi mekândan oluşan büyük ve karmaşık-tarza sahip bir yapıdır. Bu mekânlardan biri (Alan 493) farklı bir karaktere sahiptir. Bu, içinde beş küçük saklama çukuru bulunan bir kilerdir. Bir keresinde büyük bir keşif yapılmış, saklama çukurlarının içinde katıksız ve büyük çıplak arpalar, büyük ve kömürleşmiş bir tahıl topluluğu ve uzun bir “damarlı gemik” çökeltisini temsil eden boğumlu bitki taşının kalın katmanlarını bulmuşlardır. Bu buğday türü Neolitik Anadolu, Avrupa ve kuzey İran’ın ovalarında önemliydi, fakat modern tarım üretiminde yok oldu. Depolama şekli en azından bu hanenin ekin işleme faaliyetlerine dair bize bir fikir verir. Saklama çukurundaki arpa buluntuları, bunun yanına biraz saman veya yabani ot tohumu katılarak yemek hazırlığı için saf tahıl olarak depolandığını işaret ediyor. Yazı: ARKADIUSZ MARCINIAK