YUNAN KOLONİZASYONU HERŞEYİ NASIL DEĞİŞTİRDİ

Yunan Kolonizasyonu Modern akademisyenlerce Yunan kolonizasyonu olarak adlandırılan ve MÖ 8. yüzyıl ile MÖ 5. yüzyıl arasında gerçekleşen göç dalgası ile Yunan dünyasının fiziksel ve entelektüel sınırları Cebelitarık Boğazı’ndan Karadeniz’in doğu ucuna kadar uzanmıştır.

MÖ 8.-1. YÜZYILLAR ARASINDA YUNAN GÖÇLERİ: YUNAN KOLONİZASYONU

 

İnsanlık tarihinin her döneminde göçler meydana gelmiştir. Bunlar dış göç, kolonileşme, sınır dışı edilme, sığınmacılık gibi çeşitli kategorilere ayrılır. Antikçağda da farklı türlerde göçler olmuştur ancak bunlar arasından biri diğerlerinden ayrılmaktadır. Modern akademisyenlerce Yunan kolonizasyonu olarak adlandırılan bu göç dalgası MÖ 8. yüzyıl ile MÖ 5. yüzyıl başları arasında gerçekleşmiştir.

 

Arkaik Dönemde Yunanların genişleme hareketlerini aktarırken kolonizasyon terimini kullanmak bir nebze yanıltıcı gibi görünse de, bu terimi hem uygunluk bakımından hem de daha iyi (veya daha genel olarak kabul edilmiş veya kabul edilebilir) bir alternatif olmaması nedeniyle kullanmaya devam ediyoruz. Kolonizasyon teriminin kullanımı son yıllarda akademik dünyada şiddetli bir tartışma konusu yaratsa da, bu daha çok Anglo-Saksonların gündeme getirdiği bir durumdur. Farklı coğrafyalardan ve farklı geleneklerden gelen akademisyenler ise terminolojideki bu ufak ayrıntıları pek önemsememektedirler. Peki Antik Çağ tarihinde benzeri görülmemiş bu göçleri –Yunanistan’ın dışarısında, Akdeniz ve Karadeniz’de 230’a yakın yerleşmenin kurulduğu, daha önceden örneği görülmemiş boyuttaki bu olguyu- betimlerken hangi terim kullanılabilir? Önerebileceğim en iyi tanımlama ‘denizaşırı yerleşme’ olabilir. Bu tanımlama konuyu pek fazla aydınlatmasa da, en azından ortadaki belirsizliği daha ileri bir düzeye taşımaz.

 

Burada karşılaştığımız ana problem Yunanların hiçbir zaman kendilerini ve yaptıkları eylemi ‘kolonizasyon’ veya farklı herhangi bir şey olarak tanımlamamış olmalarıdır. Bizim kolonizasyon olarak tanımladığımız bu eylem, yalnızca meydana gelmiş bir durum, bir olay veya (az çok birbiriyle ilişkili) bir olaylar serisidir. Kolonizasyon terimi Latince kökenlidir ve bu eylem Roma geleneğinden gelmektedir. İnsan topluluklarının hareketleri hakkında Homeros, Hesiodos ve Archilochus çeşitli bilgiler vermektedir ancak Homeros’un yazdıklarına baktığımızda bunların gerçekçi olmaktan çok şiirsel olduğunu görürüz. ‘Uzaktaki ev’ veya ‘evden uzaktaki ev’ anlamına gelen apoikia kelimesi ve ‘kolonileri kuran kişilerin lideri’ anlamına gelen oikistes kelimeleri ilk olarak MÖ 5. yüzyıl başlarında kullanılmıştır. Bu konu ile ilgili Herodotos ve Thukydides de bilgi vermektedir ancak her iki kaynak da anlatmak istedikleri olaylara göre çok daha ileri bir tarihte yaşamıştır.

 

Yunan kolonizasyonu yalnızca bir yöne doğru değil, birçok yöne doğru açılan bir göç hareketiydi. Bu göç hareketi sayesinde, Yunan dünyasının fiziksel ve entelektüel sınırları öylesine genişlemişti ki, Platon’un tasvir ettiği dünya Herkül’ün Sütunları’ndan Phasis Nehri’ne kadar, yani Cebelitarık Boğazı’ndan Karadeniz’in doğu ucuna kadar uzanıyordu. Burada sorulması gereken asıl soru Yunanların neden daha ileri gitmediği sorusudur. Bu soruya verilebilecek basit ve anlaşılır tek bir yanıt yoktur. Bu dönemde Yunanistan’da doğal kaynakların yetersiz olması, aşırı nüfus yoğunluğu, yeterli besin üretilememesi gibi nedenler, modern araştırmalar ile birlikte geçerliliğini kaybetmiştir. Her kentin, denizaşırı kolonileşme faaliyetlerine atılmak için kendine özgü nedenleri vardı. Eğer kolonizasyon konusunda tek bir neden arıyorsak, antik kaynaklardan çıkarabileceğimiz tek bir sonuç vardır. Bu da, mümkün olduğunca geniş bir alan için geçerli olduğu düşünülen ‘zorunlu göç’ politikasıdır. Ancak bu politikanın arkasında çok sayıda ve çok çeşitli iç ve dış güçler vardır ve bunlar farklı dönemler ve farklı kentlerde birbirinden çok farklı şekillerde kendini göstermektedir. Bu ‘itici’ unsurlar ile ‘çekici’ unsurların arasında nasıl bir bağ olduğu veya birbirlerine nasıl karşı durdukları konusu ise değişken olduğu kadar tahmin edilemez niteliktedir.

 

Zorunlu göç konusunda en belirgin örnek İon kolonizasyonu, özellikle de Miletos kentinin kuruluşudur. İlk koloniler, İonia ve komşu Lidya Krallığı arasındaki bozulan ilişkileri düzeltmek adına bu bölgeye gönderilir. Daha sonra İonia’nın Akhaemenid İmparatorluğu’na dahil edilmesinin ve özellikle Akhaemenidlerin, MÖ 499’da meydana gelen İon Ayaklanması’nı bastırmalarının ardından göçler devam etmiştir. Ölüm ve kölelik gibi olası tehlikelerden kaçan insanlar bölgeyi terk etmiştir.

 

Yakın zamana kadar tartışma konusu olan bir soru da Fenikeliler ile Yunan kolonizasyonu arasındaki ilişkidir. İlk gerçekleşen hangisidir? İki olay birbiriyle nasıl bir ilişkiye sahiptir? Birbiriyle nasıl kıyaslanabilir ve karşılaştırılabilir? Yakın zamanda Kartaca ve İspanya’daki Fenike yerleşmelerinden elde edilen bulgular sayesinde bu soruya yanıt verilebilmektedir. Yunanlardan neredeyse bir yüzyıl öncesinde aktif olan Fenikeliler, Sardunya’da ve daha batı ve güney bölgelerde yerleşmeler kurmuşlardır. Yunanlar ise, en azından başlangıçta, Orta ve Güney İtalya’ya, yani göreceli olarak kendilerine yakın olan bölgelere doğru ilerlemişlerdir. Birçok Fenike yerleşmesi, MÖ 6. yüzyıl sürecinde, büyük olasılıkla yerli halk ile kaynaşmalarından dolayı yok olurken, Yunan yerleşmelerinde devamlılık ve ilerleme görülmektedir.

 

Yunan kolonizasyonu adını verdiğimiz hareketi oluşturan yaklaşık 230 koloni ve yerleşme arasından çoğu ikincil kolonizasyon olma özelliği taşır. İlk kurulan kolonilerin yaptığı kolonileşme hareketleri sonucunda kurulan bu yerleşmelerin neredeyse yarıdan azı arkeolojik kazılarla incelenebilmiştir. Yazılı kaynaklarda çok sayıda denizaşırı yerleşmeden söz edilmektedir ancak bunların yerlerini ve durumlarını tespit etmek imkansızdır. Arkaik Dönemin başlıca kolonileri Khalkis, Korinth, Eretria, Megara, Miletos ve Phokaia’dır.

 

Akdeniz’deki ilk koloni, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca ayakta kalan ve yakınlardaki Euboai Adası’ndaki Cumae kolonisinin kuruluşunun ardından yıkılan Pithekusai’dir. Günümüzde Hatay il sınırları içerisinde bulunan Al Mina kentinin koloni olup olmadığı henüz kesin olmamakla birlikte, bu bölgenin Yunanlar ve Yakın Doğu toplumlarının ilk buluşma noktası olduğu açıktır.

 

Güney İtalya ve Sicilya’ya baktığımızda, bu bölgelerin kolonilerle dolup taştığını görürüz. Güney İtalya’da bulunan ve mısır ve şarap üretimi için elverişli topraklara sahip Sybaris, MÖ yaklaşık 720’lerde Akhalar tarafından kurulmuştur. Akhalar tarafından MÖ yaklaşık 710’larda kurulmuş, tarıma elverişli topraklara sahip bir diğer koloni olan Crotone antik kentinde Hera Lacinia Tapınağı yer almaktadır. Yine Akhalar tarafından kurulan bir diğer koloni olan Metapontum, muhteşem bir limana ve içlerinde Apollon Tapınağı’nın da bulunduğu birçok tapınağa ev sahipliği yapar. Akhalar tarafından kurulan bir diğer koloni olan ve Etrüsklerle yakın bağları bulunan Poseidonia (Paestrum) kentinde sur duvarları ile  Hera, Ceres ve Athena’ya adanmış tapınaklar ortaya çıkmıştır. Yine bu bölgede yer alan Tarentum, Siris ve Locri kolonileri ise Spartalılar tarafından kurulmuştur. Medma, Hipponium ve Metaurus kolonilerini kuran Locri kolonisi örneğinde olduğu gibi, kısa sürede büyük ve zengin kentler haline gelen bu koloniler, zamanla kendi kolonilerini kurmuşlardır.

 

Sicilya’da Korinthliler tarafından MÖ 734’te kurulan Siracusa, Yunan kolonileri arasında en zenginiydi. Kentin, yüksek kalitede bir limanı ve Athena, Zeus ve Apollon’a adanmış tapınaklar ile tamamlanmamış bir İon tapınağı bulunuyordu. Khalkisliler tarafından MÖ 734’te kurulan Naxos kolonisi ise yerel bir yerleşme üzerinde kurulmuştu. Thukydides bu yerleşmenin sakinlerinin yerinden edildiğini, Herodotos ise kölelere dönüştürüldüklerini yazmıştır. Khalkisliler tarafından MÖ 728’de kurulan Leontini kolonisi de, yerli bir Sicilya halkının yerinden edildiği bir yerleşme üzerinde kurulmuştur. Leontini kentinde de sur duvarları ortaya çıkarılmıştır. Khalkislilerin Catane kolonisini kurmalarının hemen ardından, Zancle’den gelen Khalkisliler ile Peloponnessos’tan gelen Messenialılar tarafından ortak olarak Rhegion kolonisi kurulmuştur. Dana sonraları Messina ismini alacak olan Zancle ise Cumae kolonisi tarafından, Naxos’un kuruluşunun ardından kurulmuştu. Megaralılar tarafından kurulan Megara Hyblaea adlı koloni kentinde yapılan kazılarda ev ve tapınaklardan oluşan düzenli bir mimari ortaya çıkmıştır. Dorlar tarafından MÖ 688’de kurulan Gela kolonisine Rodos ve Giritliler de katılmıştı. Yine yerli halkın yerinden edilmesi ile kurulan bu kentte Athena ve Demeter’e adanan tapınaklar yer almaktadır. MÖ 7. yüzyıl boyunca kurulan bu koloniler, kendi kolonilerini kurarak genişlemiştir. Örneğin Siracusa kolonisi Helorus, Acrae, Casmenae ve Camarina kolonilerini kurmuş, Megara Hyblaea kolonisi Selinus kolonisini kurmuş, Zancle kolonisi Himera kolonisini kurmuş, Gela kolonisi ise Acragas kolonisini kurmuştur.

 

İtalya ve Sicilya’daki Yunan kolonileri, zenginlik ve dış görünüş bakımından kısa sürede ana şehirlerini geçmişti. Bu nedenle Güney İtalya Magna Graecia olarak anılmaya başlamıştı. Siracusa, tüm Yunan kentleri arasında en büyük ve en güzeli olarak ün yapmıştı. MÖ 5. yüzyılda, Acragas 80.000 nüfusa, 10 kilometre civarında bir bölgeye yayılmış Sybaris ise 100.000 ile 300.000 arasında bir nüfusa sahipti. Yunan alfabesine dair ilk bulgu da yine İtalya’da, MÖ yaklaşık 770’e tarihlenen bir vazonun üzerinde yer alan bir yazıtta ele geçmiştir.

 

Yunanların Kuzey Afrika’da bulunan Kirene’de bir koloni kurmasının sebebi, belki de bölgenin bereketli topraklarıydı. MÖ yaklaşık 632’de Thera Adası’ndan gelen Dorlar, Kirene’de bir koloni kurdu. İlk olarak Platea adlı kıyıdan uzak, küçük adaya yerleşen Dorlar, kısa süre sonra yerli Libya halkının onları ikna etmesiyle Kirene’ye yerleşti. Bir süre sonra Kirene zenginleşti. Yerli halktan eşler alan ilk yerleşimcilerin ardından, MÖ 6. yüzyılda Peloponnessos ve Dor adalarından yeni yerleşimciler bölgeye gelerek Barca adlı yeni bir koloni kurdu. Bu genişleme hareketlerinin ardından telaşa düşen yerli halk, MÖ 570’te Yunanlara karşı Mısır’dan yardım istedi. MÖ 515’ten itibaren Pers İmparatorluğu’na katılan Kirene, zenginleşmeye devam etti. Kent; Apollon, Zeus ve Demeter tapınaklarının da aralarında bulunduğu etkileyici kamusal yapılara sahipti. Libya’da Kirene haricinde başka Yunan kentleri de bulunuyordu. Bunlar arasında Theralılar tarafından kurulan Apollonia ve Kireneliler tarafından kurulan Euhesperides ve Tauchira kentleri bulunuyordu.

 

Yazı : Gocha. R. Tsetskhladze

Yazının tam metnini Aktüel Arkeoloji 54. sayısında bulabilirsiniz.