SAGALASSOS

  “Sagalassosluların en onurlu kenti, Romalıların dostu ve müttefiki olan ilk Pisidia kenti”Antalya ilinin 109 km kuzeyi, Ağlasun’un (Burdur bölgesi) 7 km kuzeyinde yer alan Pisidia kenti Sagalassos, batı Torosların batı kolunda, Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacına (1.400- 1750 metre arası) iskân edilmiştir.

 

Antalya ilinin 109 km kuzeyi, Ağlasun’un (Burdur bölgesi) 7 km kuzeyinde yer alan Pisidia kenti Sagalassos, batı Torosların batı kolunda, Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacına (1.400- 1750 metre arası) iskân edilmiştir. Bulunduğu konumun avantajları oldukça fazladır. Öncelikle, Pamfilya (Pamphylia) güney kıyısını Orta Anadolu dağlık arazilerine bağlayan bir dağ geçidini kontrol eder. Bu geçit, Osmanlı Dönemi boyunca da kullanılmış 1706 yılında Fransız gezgin P. Lucas Antalya’dan Konya’ya giden bir karavana katılmış, karavan yolu onu Sagalassos’un kalıntılarına doğru götürerek yerleşmeyi keşfetmesini sağlamıştır. Fakat yerleşmenin ismi, F. V. J. Arundell tarafından 1824 yılında tanımlanmıştır. Sagalassos yüzyılın geri kalan kısmında, C. Texier, W.J. Hamilton ve C. Fellows gibi birçok Avrupalı araştırmacının dikkatini çekmiştir. Yerleşmeyi, Roma Döneminin en iyi şekilde korunagelmiş şehri olduğunu düşünmüşlerdir. Bununla birlikte 1884-1885 yılları öncesi, Polonyalı Kont K. Lanckoroński tarafından finanse edilen/desteklenen bir Avusturya keşif seferinin Sagalassos’a yolunun düşmesi birkaç yıl sürmüştür. Ekip, kalıntılar üzerinde iki sezon çalışmıştır. Bu ilk gezginler ve araştırmacılar özellikle mimari kalıntılar ve sayısız Yunan yazıtıyla ilgileniyorlardı. Yüzyılın sonlarına doğru, Bergama (Pergamon), Efes (Ephesos), Milet (Miletos) ve Priene gibi Ionia (Iyonya) batı kıyısı boyunca uzanan daha büyük kentlerde kazılar yapılmaya başlanmış ve Sagalassos, 20. yüzyılın büyük kısmında unutulmaya yüz tutmuştur. Kentte modern araştırmalar R. Fleischer’in 1972 ve 1974 yıllarında Nortwest Heroon (mezar anıtı) çalışmasıyla birlikte başlar. 1986’da S. Mitchell başkanlığında İngiliz “Pisidia Projesi” nin bir parçası olarak mimari ve epigrafik bir yüzey araştırması yapılır. Burdur Müzesi’nin gözetimi altında gerçekleştirilen iki kazı sezonu sonrasında 1991 yılında M. Waelkens geniş ölçekli kazılara başlar. O zamandan beri (1993 yılından bu yana) yerleşmenin ve etrafındaki 1200 km2’lik alan üzerinde çeşitli disiplinlerden bilimadamlarınca yapılan çalışmalarla Sagalassos Akdeniz’de gerçekleşen en büyük çok-disiplinli arkeolojik projelerden biri haline gelmiştir.

Sagalassos’un doğal koruması sadece 250 metre altındaki verimli Ağlasun Vadisi’ne bakan stratejik konumundan değil akropolisinden de sağlanmaktadır (akra).  Akropolis, yerleşmenin hemen kuzeyinde yer alan ve sarp kayalıklarıyla yerleşmeyi ulaşılamaz kılan Tekne Tepe’nin zirvesinde (1882 metre) yer alır.  Büyük İskender’in biyograflarından biri olan Arrianus, kentin önünde, “savunma ile ilgili nedenlerle hemen hemen kentin duvarları kadar sağlam” konik bir tepeyi tarif eder. Bugün bu tepe “İskender Tepesi” olarak bilinir ve MS 268-270 yıllarında Sagalassos’ta basılan ve Büyük İskender’i MÖ 333 yılında kenti ele geçirirken tasvir eden sikkelerde açıkça görülür.

Sagalassos’un konumunun bir diğer avantajı da yakın çevresinde pınarların bol oluşudur. Çok sayıda pınar ve aldığı bol yağışla birlikte eriyen karlar, bu dağ sırasının geçirimli kireçtaşının içlerine sızar. Antik kent ve Ağlasun Vadisi seviyesinde içeri sızan bu su, suya dayanıklı kalın kil birikintilerine ulaşır ve böylece düzinelerce pınar oluşturur. Bu pınarlardan biri olan Ağlasun Çayı’nı besleyen Aksu Nehri’nin (antik adıyla Kestros) ana kolu, Hellenistik Dönemden beri Sagalassos bölgesinin doğu sınırını oluşturmaktadır. Günümüzde kentin arkasında yer alan çıplak dağlar polen analizlerine göre MS 7. yüzyıla kadar meşe, sedir ve çam ağaçlarıyla kaplıydı. Bu yamaçlar, kente kereste ticareti ve Kestros Nehri’nin güney kıyısında taşımacılık sağlamış olmalıdır.