DİCLE ÜZERİNDE NEHİR TAŞIMACILIĞI VE HASANKEYF

Fırat ve Dicle nehirlerinin suladığı geniş coğrafyadaki verimli Mezopotamya ovaları, yaşamaya elverişli bir bölge olması nedeniyle binlerce yıldır insanoğlunun yerleştiği, yaşadığı alanlar haline gelmiştir. Bölgedeki farklı dönemlere tarihlenen binlerce höyük, bu durumun kanıtıdır.

Bu coğrafyanın içinden akmakta olan nehirler de bu kültürel yapının ve ticari gelişmenin önemli bir parçası durumundadır. Erken dönemlerden itibaren başta tahıl ürünleri olmak üzere, tuz, tekstil, canlı hayvan dışında bakır, kalay ve benzeri metallerin de bölgelerarası alım ve satımı yapılmaktadır. Söz konusu ticaretin büyük bir bölümünün binlerce yıldır kervanlar aracılığıyla, karayoluyla yapıldığı bilinmektedir. Fırat ve Dicle üzerinde yapılmakta olan nehir ulaşımı da bu ticari ağın bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nehirlerin fiziksel yapıları kuzeyden güneye mal aktarımının yapılması açısından bu işe uygun durumdadır. Bu nedenle erken dönemlerden itibaren günlük ihtiyaçlar dışında, güneydeki bölgelerin ihtiyacı olan özellikle maden, taş ve ahşap gibi ağır ve hacimli yüklerin taşınmasında büyük oranda su yolları kullanılmıştır. Nehir veya su yolu taşımacılığı aynı zamanda ucuz ve hızlı bir taşımacılık yöntemidir. Anadolu’da bilinen adıyla “kelek” kullanılarak yapılan insan ve yük taşımacılığı, Fırat ve Dicle Nehri boyunca binlerce yıl kullanılmıştır. Türkçe, Arapça ve Kürtçede “kelek” olarak adlandırılan bu taşıma araçları, Akkadca “kalakku”, Assur yazıtlarında “kaluka” ve Aramicede “kalak” olarak bilinmektedir. Arapçada kamıştan sepet gibi örülerek yuvarlak olarak yapılmış olanlarına ise “kuffa” denilmektedir. Olasılıkla Türkçedeki “küfe” kelimesi buradan gelmektedir.

 

Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasındaki nehirlerin su taşımacılığına olanaklı oluşu, güneyde denize ulaşma imkanının bulunması nedeniyle erken dönemlerden itibaren yoğun olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Fırat ve Dicle nehirlerinin kıyısında bulunan bazı höyük ve yerleşim yerlerinin nehir taşımacılığı açısından liman gibi kullanılan, boşaltma ve yükleme yapılan yerler olduğunu söyleyebiliriz. Bu konu hakkında Assur yazılı kaynakları Dicle üzerindeki bu yapılar hakkında detaylı bilgi vermektedir. Assur’a başkentlik yapmış olan üç şehir, Assur, Kalah (Nimrud) ve Nineve Dicle Irmağı’nın kenarına kurulmuştur. Bu durum, Assur Krallığı’nın merkezinde potansiyel bir taşımacılık olanağı yaratmıştır. Bu nedenle yazılı kaynaklarda liman veya rıhtım yapılarından söz edilir. Sennacherib (MÖ 704-681) tarafından Nineve’de yaptırılan şehrin on beş kapısından birinin adı “iskele kapısı” olarak adlandırılmış ve liman olarak kullanılmıştır. Yazılı kaynaklar Sennacherib’in, kelek veya benzeri sallarla Dicle Irmağı’nı kullanarak Nineve’ye getirdiği devasa kireçtaşı heykellerden de bahsetmektedir. Ayrıca nehir limanları veya rıhtımlar, gümrük kapısı gibi kullanıldığından, bu alanların kullanımı ücrete tabidir. Bu nedenle ticari gelir kalemlerinden biri olma özelliği de taşıyordu. Aynı döneme tarihlenen Koyuncuk’tan bir kabartma üzerinde ise kelekle taş taşıyan iki Assurlu görülmektedir. Aynı kabartmada karnına aldığı şişirilmiş bir tulumla onlara yardım eden bir kişi daha vardır. Kalah’taki (Nimrud) kazılarla günışığına çıkartılan, zigguratın ve bazı saray yapılarının yakınında yer alan Asurnasirpal (MÖ 668-626) tarafından yaptırılmış olan 220 metre uzunluğunda, 10 metre yüksekliğinde olan büyük rıhtım duvarı da nehirden su yoluyla gelen malların boşaltıldığı ve yüklemenin yapıldığı alan olarak bilinmektedir.

 

Güneydoğu Anadolu’da ise bu tür liman yapılarının arkeolojik kanıtı Botan Vadisi’ndeki Çattepe kazısında MS 2. yüzyıl Geç Roma Dönemine tarihlenen tabakalarda ortaya çıkartılmıştır. Bu liman yapısı daha sonra Ortaçağ’da da kullanılmıştır. Söz konusu yerleşim yeri Botan Nehrinin, Çattepe (Tilli / Tili / Til) köyünün yakınında, Dicle ile Botan Nehri’nin birleştiği, her iki nehre hakim bir noktada bulunan doğal bir yarımada üzerindedir. İki büyük nehrin birleşme noktasında olması sebebiyle bu alandaki su debisi nehir taşımacılığı için oldukça uygundur. Arap coğrafyacıların anlattığına göre, özellikle MS 10. yüzyıl boyunca El-Cezire’nin önemli ticari şehir ve limanlarından biridir. Ortaçağ yazılı belgelerinde bahsi geçen liman yapısı ise yerleşimin güneybatı tarafında Dicle Nehri’nin kenarında ortaya çıkartıldı. Bu yapı ilk kez Geç Roma Döneminde tatlı su kaynağı için inşa edilmiştir. Olasılıkla bu dönemde Dicle Nehri’nin yatağı daha batıdan, kaleye uzak bir alandan aktığı için, kaleye kanallarla getirilen içilebilir tatlı suyun depolanması için sarnıç olarak yapılmıştır. Daha sonra tektonik bir hareket sonucu Dicle Nehri’nin yatağı yer değiştirip kalenin yanından akmaya başlayınca sarnıç olarak kullanılan bu yapının küçük değişikliklerle bir liman yapısına dönüştüğünü söyleyebiliriz. Duvarların içinde bulunan iskele babaları bu durumu kanıtlamaktadır. Ayrıca liman yapısının duvarlarında bulunan çapı 8-10 santimetre olan yuvarlak delikler buralara çakılan ağaçlara da keleklerin veya diğer taşıma araçlarının bağlanmış olduğunu göstermektedir.

 

 

HALUK SAĞLAMTİMUR

 

DEVAMI AKTÜEL ARKEOLOJİ HASANKEYF ÖZEL SAYISINDA…