KARAİN MAĞARASI

Karain; Antalya’nın 31 kilometre kuzeybatısında, Döşemealtı ilçesi, Yağca köyü sınırları içinde yer alan doğal bir mağaradır. Batı Toros zinciri içindeki Katran Dağı-Çadır Tepesi’nin doğuya doğru alçalan Kretase Dönemi (142 milyon yıl önce - 65,5 milyon yıl önce) kalkerli yamaçları içine oyulmuştur.

Karain; Antalya’nın 31 kilometre kuzeybatısında, Döşemealtı ilçesi, Yağca köyü sınırları içinde yer alan doğal bir mağaradır. Batı Toros zinciri içindeki Katran Dağı-Çadır Tepesi’nin doğuya doğru alçalan Kretase Dönemi (142 milyon yıl önce - 65,5 milyon yıl önce) kalkerli yamaçları içine oyulmuştur. Deniz yükselmeleri sonucunda oluşmuş olan geniş bir traverten ovasına hâkim konumdadır. Özellikle Miyosen (23,8 milyon yıl önce - 5,32 milyon yıl önce) ve Pliyosen (5,32 milyon yıl önce - 1,81 milyon yıl önce) boyunca şekillenmiş olan ova, denizden 300 metre yüksekliktedir. Karain Mağarası ise, önünde uzanan bu ovadan 130 metre, deniz seviyesinden ise 430 metre yükseklikte yer alır. Karstik etkinliğin kuvvetli bir biçimde işlediği açık olan bu bölgede su kaynakları sık ve çok aktiftir.

Karain; çeşitli büyüklüklerdeki yedi boşluktan, bir başka deyişle gözden oluşmuştur. Bu gözleri birbirlerinden ayırmayı kolaylaştırmak için her birine 1985 yılında A,B,C,D,E,F,G adları verilmiştir. Tek bir mağara olmaktan çok bir mağaralar ağı niteliği taşır. Karain’in bu ana kompleksinin doğu ucunda, Kökten tarafından “Dölin” olarak adlandırılmış ve hiç kazılmamış olan bir boşluk daha bulunur. Esasen söz konusu boşluk, ana ağ içinde yer alır ve büyük bir olasılıkla Karain kompleksinin en dibinde bulunan G Gözü ile bağlantılıdır.

Karain kompleksini oluşturan gözler, insanoğlunun mağarayı ilk kez iskân etmesinden çok daha önceki jeolojik çağlarda kalsitik depolanmaların oluşturduğu duvarlarla birbirlerinden ayrılmışlar ve böylece ilk insanlara, içinde konaklayabilecekleri ya da oturabilecekleri farklı mekânlar sunmuşlardır. Karain’in özellikle F Gözü’nün içindeki sarkıt ve dikitlerin birleşmesinden oluşmuş olan büyük sütunlar, mağaraya daha da görkemli bir görünüm kazandırmaktadır. Dolayısıyla Karain, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde, bir yandan bu görkemli doğal yapısı öte yandan IV. Jeolojik Çağın Pleistosen (Buzul Çağı) ve Holosen evreleri boyunca yerleşim için elverişli bir coğrafyada bulunması nedeniyle insan ataları için ideal bir konaklama yeri olmuştur.

 

Kazı Tarihçesi

Karain Mağarası, 1946 yılında Merhum Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in son derece güç koşullar altında ve sınırlı olanaklarla, dolayısıyla büyük bir özveriyle yaptığı yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş ve böylece arkeoloji dünyasına kazandırılmıştır. Kökten, 1947-1973 yılları arasında, bazı aralarla, mağaranın A Gözü hariç diğer gözlerinde kazı ve sondaj çalışmaları yapmıştır. Türkiye Prehistoryasının duayeni olarak bu alana çok büyük emeği geçmiş olan Kökten’in 1974 yılında vefatı üzerine kazılara uzun bir süre ara verilmiştir.

Bu uzun aradan sonra kazılar, 1985 yılında, Prof. Dr. Işın Yalçınkaya başkanlığı altında uluslararası ve multi-disipliner ekiplerle yeniden başlatılmış ve halen devam etmektedir.

Kökten, kazı çalışmalarını daha çok E ve B gözlerinde yoğunlaştırmış, diğer gözlerde ise çeşitli büyüklüklerde sondaj çukurları açmıştır.

E Gözü’nün içinde Kökten’in kazılarından arta kalmış iki sediman bloğu bulunur. Bunlardan biri, söz konusu gözün ortasında yer alır ve tavana kadar uzanır. Kökten, bu sediman bloğunun güneyinde ana kayaya kadar; doğu, batı ve kuzeyinde ise çeşitli derinliklere inen kazı çukurları açmıştır. 1985 yılında başlayan ikinci dönem kazıları sırasında Kökten’in kazılarından arta kalan bu örnek blok, “Ana Dolgu” olarak adlandırılmıştır. İkinci sediman bloğu ise E Gözü’nün doğu duvarı üzerine dayanmaktadır ve kuzey yönündeki alt seviyeleri “Ana Dolgu” ile birleşir. Bu sediman bloğu ise, yine ikinci dönem kazıları sırasında “Doğu Profili” olarak adlandırılmıştır. İkinci dönem kazılarının B ve E gözlerinde sınırlandırılmış olması, vermiş ve vermekte oldukları verilerin mağaranın krono-kültürel durumunu açıkça ortaya koymaya yeterli olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Arkeolojik Dönemler ve Buluntular

Burada özetlenenler, geniş ölçüde, ikinci dönem kazılarından elde edilen bilgi ve verilere dayanmaktadır ve kültür tabakaları yeniden eskiye doğru sıralanmıştır.

E Gözü’nün Stratigrafisi ve Buluntuları

Karain ağı içinde yer alan dolguların bütün gözlerde aynı kalınlıkta olmadığı görülür. Bugünkü bilgilerimize göre, Karain’in en kalın dolgusu 11 metreyle “E Gözü’nde” bulunmaktadır. Bu gözde yer alan Doğu Profili’nde, özellikle de Ana Dolgu’da yapılan kazılar, Orta ve Alt Paleolitik tabakaların varlığını gün ışığına çıkarmıştır.

Ana Dolgu’nun en üstündeki ilk dört arkeolojik seviye, daha yüksek kotlarda bulunan “D” ve “C” gözlerinden sürüklenerek taşınmış ya da Epi-Paleolitik insanları tarafından “E” Gözü’ne fırlatılıp atılmış olabilecek olan buluntuları içerir. Dolayısıyla bu ilk dört seviyenin buluntuları in situ olmayıp Orta Paleolitik Döneme ait objelerle karışık olarak ele geçmektedir. Esasen Karain’in E Gözü, Karain Orta Paleolitik’inin en son evresinde (GÖ 60 bin yıl civarı) tamamen dolduğu için, Üst Paleolitik’ten itibaren insanlar diğer gözleri iskân etmeye başlamışlardır.Yukarıda sözü edilen karışık tabakaların altında, kalın bir Orta Paleolitik silsile yer almaktadır. Bu silsilenin en genç tabakaları, Karain Tip Musteriyen (Moustérien)’e ait buluntular vermiştir. Orta Paleolitik Dönemin bu son kültürel evresi, önce Zagros Tipi Musteriyen olarak nitelendirilmiş, daha sonra Karain’e özgü bir alet tipinin varlığının saptanmasından ötürü Karain Tip Musteriyen olarak adlandırılmıştır. Lövaluva  (Levallois) yongalama teknolojinin yoğun olarak kullanıldığı bu seviyeler, çok sayıda ve çeşitlilikteki düzeltilenmiş aletlerle nitelenir. Daha çok yerel hammadde olan radyolaritten, az sayıda da çakmaktaşından yapılmış olan bu alet topluluğu arasında kenar kazıyıcı ve uçlar nicelik açısından dikkat çekici bir orandadır. Bunlar, üstün bir işçilikle üretilmişlerdir. Çontuklu ve dişlemeli aletler gibi Paleolitik boyunca görülen diğer yontma taş aletler, kenar kazıyıcı ve uçlara eşlik ederler. Termolüminesans (TL) ve Elektron Spin Rezonans (ESR) yöntemleriyle elde edilen tarihler, Karain’in bu Orta Paleolitik evresini GÖ 160 ile 60 bin yılları arasına yerleştirmeye olanak vermiştir. Karain Tip Musteriyen’in altındaki seviyeler, Şarantiyen (Charentien) nitelikli Orta Paleolitik endüstri topluluklarını içermektedirler. Lövaluva tekniği kaybolur. Genellikle yerel radyolaritlerin kullanıldığı endüstride en önemli alet grubunu, kalın yongalar üzerinde basamak pulcuklu düzeltilerle şekillendirilmiş basit, yöneşen ya da yatay kenar kazıyıcılar oluşturur. Orta Paleolitik Dönemin bu evresi, Uranium-Thorium yöntemiyle GÖ 350 bin yıl civarına tarihlendirilmiştir.

Şarantiyen tabakaların altında dişlemeli Proto-Şarantiyen endüstriler içeren arkeolojik tabakalar ortaya çıkar.  Bu evrede yongalama işçiliği, yukarıdaki evrelerinkinden daha kabadır. Alet grubu, büyük ölçüde kalın yongalar üzerine yapılmış olan iri dişlemelilerden oluşur. Bu evre, Alt Yontma Taş Çağından Orta Yontma Taş Çağına geçiş evresi olarak da nitelendirilebilir.

Orta Paleolitik katlaşımlarının altında, Ana Dolgu’nun tabanına kadar Alt Paleolitik’e ilişkin bir silsile uzanmaktadır. Bu silsilenin en genç seviyesi (V.1), iki yüzeyli aletlerin (el baltasının) bulunmadığı,  yalnızca yonga ve yongalar üzerine yapılmış yontma taş aletlerden oluşan bir Alt Paleolitik endüstri (Tayasiyen) içermektedir. Bunun altında iki yüzeyli alet (el baltası) içeren Alt Paleolitik endüstri grubu (Aşölyen) yer alır (V.2). Onun altında ise mağaranın tabanına kadar yine yongalı Alt Paleolitik seviyeler (V.3, V.4 ve VI) sıralanmaktadırlar. Bu Alt Paleolitik silsilede yontma taş parçalar, Orta Paleolitik’e oranla çok daha seyrekleşmekte ve daha arkaik bir görünüm sergilemektedirler. Aletler, genellikle çontuklu ve dişlemeli aletlerden oluşmaktadır. Alt Paleolitik’in en genç evresi, Uranium-Thorium yöntemiyle GÖ 400 bin yıla tarihlendirilmiştir. Şu halde Karain E’nin henüz tarihlendirilmemiş olan daha eski Alt Paleolitik seviyeleri, göreli olarak en azından GÖ 500 bin yıl civarına ya da daha eski tarihlere inme potansiyeline sahiptirler.