41. Sayı - İnanca Yolculuk

İnanç ya da din, insanın keşfettiği en karmaşık olgudur. Keşfin karmaşık olmasına neden olan ise dinin ya da inancın, uçsuz bucaksız kültürlerin ortaya çıkmasını sağlayan büyük bir metafora dönüşmesidir. Aslında inanç, insanın doğa karşısındaki var olma savaşında insanın en büyük yardımcısı, kendini doğaya karşı korumak için ilk keşfettiği güçtür.

İnanç ya da din, insanın keşfettiği en karmaşık olgudur. Keşfin karmaşık olmasına neden olan ise dinin ya da inancın, uçsuz bucaksız kültürlerin ortaya çıkmasını sağlayan büyük bir metafora dönüşmesidir. Aslında inanç, insanın doğa karşısındaki var olma savaşında insanın en büyük yardımcısı, kendini doğaya karşı korumak için ilk keşfettiği güçtür. Yıldırımdan korkan ve sonra yıldırımı tanrı olarak kabul edip ona inanan insan gibi... Dine anlam katan ise aslında insan tarafından aynı olgunun içinin kültürle doldurulmasıdır. Tarihsel ve arkeolojik zeminde insanın yarattığı kültürel materyalin neredeyse büyük çoğunluğunu dini objeler oluşturur. Birçoğu bize sanatsal birer obje olarak görünse de bunlar kendi çağının dini yansımalarıdır. Yani bugün arkeolojik alanlardan çıkan eserlerin ya da müzeleri gezerken gördüğümüz heykelciklerin büyük bir bölümü insanın, kendi inancı ile bağlantılı ortaya koyduklarıdır. Bu sürecin en gizemli yönlerinden birini ise hac oluşturur. İnanç için yolculuk zahmetlidir. Tarih boyunca insanlar, günümüzde de olduğu gibi yılın belirli zamanlarında inançları doğrultusunda yollara düşmüşlerdir. Avcı–toplayıcılar yiyecek bulmak için sürekli hareket ettiklerinden, onlar için kutsal ya da önemli olan alanlara yılın belli zamanlarında geri dönmüşlerdir. Bu geri dönüşlerde toplanılan buluşma noktası aynı zamanda olasılıkla bir güçlenme noktasıdır. Sonraki dönemlerde insanlar yerleşik yaşama geçmeye başlayınca, bu ilk toplanma alanları ziyaret edilen alanlara dönüşmüş, inanca yolculukların ilk başlangıcını oluşturmuştur. Keyifli okumalar! Atama bekleyen arkeologlar ve mücadeleleri yine aklımızda... Son zamanlarda üniversiteden mezun ya da mezun olacak olan arkeologların aklını; mesleği, kültürel miras, kazı çalışmaları, bilimsel araştırmalardan daha çok mezuniyet sonrası ne yapacağı düşüncesi kurcalıyor. Çünkü uzun zamandır iş imkânı sunulan arkeologların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Birkaç genel tespitte bulunulursak; - Son hızla açılanlar da dâhil olmak üzere yaklaşık 47 üniversitede ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ bulunuyor. Örgün ve ikinci öğretimlerde 50-60 kişi arası kontenjanlar açılıyor. Yani her yıl yaklaşık 1.500 ile 2.000 arasında mezun arkeolog, iş bulma umudu ile bu hayata atılıyor. - Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı 188 müze ve 135 düzenlenmiş ören yeri bulunuyor. Ören yerlerindeki bekçilerin dışında müzelerde toplamda yaklaşık 1.500 uzman çalışıyor. - Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2014 yılı ortasına kadar 13.000 alanı arkeolojik, kentsel, tarihi,korunması gereken sit alanı olarak kabul etmiş. Bu sayıyı Avrupa’daki birkaç ülke ile kıyaslarsak; İngiltere 200.000, Macaristan 60.000 tanımlanmış sit alanına sahip. - Bakanlar Kurulu izniyle; Yaklaşık 300 civarında kazı çalışması ve yüzey araştırması projesi yapılıyor. Avrupa’da bu sayı 5.000 ile 10.000 arasında değişiyor. - Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müzelerde 3 milyon civarında envanterlik eser yer alıyor. Bunların sadece yüzde 5-10 arasındaki bölümü sergilenebiliyor ve geri kalanlar depoların sağlıksız koşullarında bekletiliyor. Her rakam bize yeni bir sonuç veriyor. Bu tespitlerin amacı arkeologlara iş bulmanın yollarını göstermek değil elbette. Doğru atılımlar, fikirler ve hedeflerle Anadolu’nun dünyanın en önemli açık hava müzesi, araştırma ve uygulama merkezine dönüştürülebileceğini göstermektir. Yoksa arkeologların uzun yıllar kazıp açığa çıkardıkları arkeolojik alanların kapısına TÜRSAB’ı koyar, tüm paranın arkeoloji ve arkeologlara değil de tek bir özele gitmesini sağlarsınız. Kısaca arkeolojinin kendisi Türkiye için büyük bir kazanım olabilir. Bu olursa da arkeologlar iş aramak için bakanlığın kapısını çalacağına, Bakanlık daha fazla alım için insanları arayabilir.