ANTALYA’NIN GÖRKEMLİ 10 ANTİK KENTİ

Antalya sahip olduğu arkeolojik zenginlikle gelişen muhteşem bir zenginlik ortaya çıkarıyor. Sayısı yüzlerle ifade edilebilecek uygarlık tarihi için çok önemli arkeolojik alanlar ve bunların birçoğunda yılın büyük bir kısmı yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları dünyanın hiçbir coğrafyasında karşılaşamayacağınız büyük bir değer yaratıyor. Bu kadar büyük bir değeri dünya ile nasıl paylaşmalıyız? Ve en önemlisi bu arkeolojik mirası turizmin katalizörü olarak nasıl değerlendirmeliyiz? Kültür ve arkeoloji ağırlıklı turizm, turizmin geleceğini oluşturuyor ve bu büyük bir değer olarak önümüzde duruyor.

 

Antalya tüm bu zenginliği ile UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmeyi çoktan hak ediyor ve bunun için çalışmak hepimizin görevi. Antalya sizi bekliyor... Sadece denizi ile değil, Likya Uygarlığı ile, Myra’sı, Ksanthos’u ile Limyra’sı, Perge’si, Side’si, Patara’sı ve diğer sayısız kültürüyle... Şimdiden iyi yolculuklar! İyi okumalar!

 

1) SİDE

 

 

Antalya Körfezi’nin doğusunda, denize yarımada olarak uzanan bir toprak parçası üzerinde yer alan Side antik kenti Antalya’da görülmesi gereken kentlerden biridir. Sırası ile Hitit, Lidya, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans ve Osmanlı egemenliğine giren kentte, anıtsal çeşme, tiyatro ve agora (Pazar yeri) ile Apollon Tapınağı görülmesi gereken antik yapılardır.

 

Tarih öncesi dönemlerine ait arkeolojik ve epigrafik belgeye rastlanmayan Side antik kentinde “Sidece” denilen ve kendine has alfabesi olan bir dilin varlığını MS 1. yüzyıla kadar görmek mümkündür. Sidece, Anadolu’nun yerli halkı olan Luvilerin kullandığı Luvice kökenli bir dil olarak kabul edilir. Aynı zamanda Eski Anadolu tanrıçalarının kutsal meyvesi olan nar, Side kentinin amblemi olmuştur.

 

2) PERGE

 

 

Antalya’nın 18 kilometre doğusunda Aksu ilçesi sınırlarında kalan Perge’de yapılan kazı ver araştırmalar kentin farklı zamanlarda birbirinden bağımsız olarak parlak dönemler geçirdiğini ortaya koymuştur. Klasik Dönemde filizlenen kent, Hellenistik dönemde şehri donatan görkemli kapılarıyla ve kuleleriyle ön plana çıkmaya başlamıştır. “Roma Barışı” olarak bilinen dönemde uzun soluklu barış ve zenginlik ortamında Perge, bugün çoğu ayakta duran tiyatro, stadium, agora, anıtsal çeşmeler ve hamamlar gibi pek çok kamu yapısına sahip olmuştur. Perge’yi öne çıkaran diğer bir önemli eser grubu ise heykeltıraşlık eserleridir. Bugün bu heykeller müzede görülebilir.

 

3) OLYMPOS

 

 

Antalya’nın Kumluca ilçesinde yer alan ve Likya Bölgesi’nin önemli yerleşimlerinden biri olan Olympos, yerleştiği topografya ile bütünleşen konumu nedeniyle dikkat çeken bir kenttir. Bölgenin kıyıya doğru uzanan dik yamaçlarının Akdeniz ile buluştuğu derin vadi içinde konumlanan Olympos’un ortasından akan Olympos Çayı kente karakter kazandıran önemli bir unsurdur. Buna bağlı olarak kentin içinde yer alan su kaynakları da Olympos’un kuruluşunda tüm bu unsurların bir arada düşünülerek planlandığını gösterir. Akdeniz’e açılan Olympos’un önemli bir liman kenti olduğu ve kentin ortasından geçen Olympos Çayı’nın gemilerin girdiği liman kuruluşuna sahip olduğu günümüze ulaşan arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır.

 

Olympos kent dokusunun oluşumu Roma İmparatorluk Dönemine rastlar. Özellikle Geç Antik Çağ ve Erken Bizans döneminde kısmen refah içinde olan kent MS 6. yüzyıl ortasından itibaren Arap akınları ile birlikte terk edilmeye başlanmıştır.

 

4) PATARA

 

 

“Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” Anadolu Yarımadası’nın güneybatı ucundaki eşsiz Likya coğrafyası (bugünkü Teke Yarımadası), binlerce yıllık özgün bir tarihi ve kültürel sürekliliğin tanığıdır. Likyalıların Dirmil çevresindeki ata yurtları Trimmili’den doğan “anaforlu Ksanthos”un vadiden çıkıp Akdeniz’e kavuştuğu noktanın doğusunda, kadim Likya’nın dünyaya açılan kapısı öneminde bir kent yer alır: Patara.

 

Bu kent, eşsiz coğrafi konumunun ve topografyasının kaçınılmaz sonucu olarak hiç kuşkusuz binyıllar boyunca, Ksanthos Nehri Vadisi’nde odaklanan kadim Likya’nın asal limanı vasfını taşımıştır.  Kent Roma İmparatorluk Döneminde Likya-Pamphylia Eyaleti’nin başkenti olmuştur. Ayakta kalan en eski meclis bu kenttedir. Noel Baba olarak bilinen Saint Nicholas'ın Pataralı olduğu söylenir.

 

5) KSANTHOS

 

 

Antalya’nın batı sınırını oluşturan ve günümüzde Eşen Çayı olarak adlandırılan Ksanthos Irmağı’nın doğu kıyısında kuzeye doğru yükselen kayalık uzantı üzerinde, Kınık Ovası’na hakim bir konumda kurulan Ksanthos, çoğunluğu günümüzde makilik alan içine yayılan kalıntıları ile kültür ziyaretçilerini ilk bakışta hayal kırıklığına uğratsa da, zaman ayırıp kentin tamamını gezenlere Likya Bölgesi’nin yerel kültürünü yansıtan en önemli anıtları bünyesinde sakladığını göstermektedir. Ch. Fellows ve ekibinin 1838 yılındaki ilk ziyareti ile uzun uykusu sonlanan ve hemen sonrasında görkemli sanat eserleri aynı ekip tarafından yağmalanan kent, 70 yıla yaklaşan bilimsel araştırma geçmişine karşın hak ettiği anlaşılırlığa henüz kavuşamamıştır.

 

MS 7. yüzyılda kent çökmeye başlamış ve MS 13. yüzyılda 600 yıllık uykusuna yatmıştır. Kentin en önemli simgelerinden olan Nereidler Anıtı 1840’lı yıllarda British Museum’a götürülmüştür.

 

6) MYRA VE LİMANI ANDRIAKE

 

 

Antalya’nın Demre ilçesinde, deniz ve kara yollarının buluştuğu Orta Likya’da yeralan Myra, her dönemde Likya sanat ve kültürünü nitelikle temsil eden parlak bir metropoldür. Myra ve çevresi sadece kültür ve tarihiyle değil doğasıyla da özeldir. Bugün bataklık-göle dönüşmüş olan limanda 146 tür canlı yaşamaktadır. Bu faunal zenginliği Akdeniz floraları çevreler. Myra Denizi’nde batmış olan antik yerleşimleri kucaklayan masmavi Kekova suları “en ak denizi” sunar. Antik Çağdan bugüne; yaklaşık 1,5 metre çöken bölgenin antik kentlerinin sahil yapılarını altına alan bu sular, zengin ekosistemler denizidir. Kaya mezarlarının benzersiz görkemi, Klasik Dönemde Likya’nın en önemli birkaç yerleşiminden biri olduğunu göstermektedir. Myra kenti, Likya’nın baştanrısı Apollon Surios’un kehanet tapınağı ve kaynaklarda “Likya’nın en güzel tapınağı” olarak geçen Artemis Tapınağı ile Likya’nın tanrı ailesine de ev sahipliği yapar. 11 bin 500 kişi kapasiteli, bölgenin en büyük ve en nitelikli tiyatrosu, alüvyon altında gömülü kentin Roma Döneminde, bölgenin en büyük merkezi olduğunu göstermektedir.

 

 

Bölgenin en önemli limanı Andriake ve mükemmel sığınma olanakları sunan doğal limanı taçlandıran görkemli liman yapıları ve anıtları ile antik dönemlerde uluslararası bir ticaret merkezi ve asal bir uğraktır. Andriake kazılarında ele geçen bulguların çeşitliliği tam bir uluslararası kozmopolit yerleşim karakteri yansıtmaktadır.

 

7) SYEDRA

 

 

Antalya’nın Alanya ilçe merkezinin yaklaşık 20 kilometre güneydoğusunda, merkezi yapıları Seki köyü sınırları içerisinde olmasına rağmen oldukça geniş bir alana yayılan Syedra, Pamphylia ve Kilikya bölgelerini ayıran bir sınır kenti özelliği taşır. Kent, kıyı şeridindeki geçiş güzergâhının en kritik noktalarından biri üzerindeki konumunun yanı sıra; sahip olduğu limanıyla deniz ticareti ve donanma rotaları açısından da stratejik bir önem taşımış, başta Kıbrıs olmak üzere Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika merkezleriyle deniz yoluyla ilişkiler kurmuştur. Pamphylialı ve Kilikyalı nüfusun birlikte yaşadığı Syedra, tüm bu kıyı şeridindeki korsan tehlikesini ortadan kaldıran Romalı konsül Gnaeus Pompeius Magnus için de önemli bir liman üssü olmuştur. Kent, Bizans Döneminde Pamphylia metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olur. Syedra, yapılarının yüksek bir tepe üzerinde yoğunlaşması, aynı zamanda doğal ve stratejik bir limana sahip olmasıyla önemini korumuştur.

 

8) LETOON

 

 

Tanrı Zeus’tan hamile kalan ve Hera’nın kıskançlığından kaçan Leto, yeni doğmuş bebekleri Artemis ve Apollon’la Likya’ya sığınır; ama çocuklarını yıkamak istediği su kaynağından köylülerce kovulur. Buna çok kızan Leto, köylüleri kurbağaya çevirir. Sunağa aynı zamanda saygınlık da kazandıran bu efsane, Letoon’un tarihinde suyun önemini belirtir. Kutsal bir kaynağın etrafında, Likya dilinde “Elyana” adıyla bilinen su perilerine adanan bu yerde, MÖ 7. yüzyıldan itibaren sunak kurulur.

 

MÖ 4. yüzyılla bölge tam olarak Hellenleşmeye başlamadan önce, yerel tanrılara adanmış bu kutsal alan Kral Arbinas dönemi ile birlikte Yunanlı Leto ve çocuklarına tapma kültünü dönüştürülür. Kutsal alanda yer alan her üç tapınak da Hellenistik Döneme tarihlenmekteyse de; Yunan tapınaklarının içinde bulunan önceki dönem kalıntılar, Likya tipli daha eski yapıların varlığını kanıtlar.

 

9) LIMYRA

 

 

Limyra antik kenti, Bey Dağları’nın güneybatı uzantısı olan Toçak Dağı eteklerinde uzanır, doğu Likya’da yer alan modern Finike’nin kuzeydoğusuna yaklaşık 6 kilometre uzaklıktadır. Likçe ismi Zemuri olan Limyra, en parlak çağını, MÖ 4. yüzyılda, doğu Likya hanedanının yerleşim kenti haline geldiği zaman yaşar. Hanedan Perikle, yüzyılın ilk yarısında Ksanthos hükümdarı Arttumpara’yı yenerek tüm bölgenin politik yönünü değiştirir ve sonrasında tüm Likya’yı yönetimi altına alır.

 

10) RHODIAPOLIS

 

 

Antalya ili Kumluca ilçesinin hemen kuzeyindeki Sarıcasu Köyü’nün arkasında yükselen, rakımı 300 metre olan tepe ve çevresinde kurulmuştur. Tepenin; doğu ve güneyindeki yamaç, yapılarla doludur. Ana güzergâhlardan biri; güneydeki Korydalla üzerinden batıda Limyra (Finike) ve devamı, doğuda Gelidonya Burnu yerleşimleri üzerinden Adrassus (Adrasan) güzergâhıdır. Kuzeydeki güzergâh ise; dağlık tarafa İdebessos ve Akalissos yönüne ilerlemektedir.

 

Rhodiapolis’in, diğer Likya kentlerinden en önemli farkı, şehirciliğidir. Dar ve zor arazide oldukça başarılı kompakt bir kent kurulabilmiştir. Hiçbir Roma Dönemi yerleşiminde bu denli iç içe ve bir arada yapılaşma görülmez. Yapılar arasında; neredeyse sadece cadde ve sokak boşlukları dışında bir boşluk bulunmadığı gibi, yapılar çoğunlukla birbirleriyle organik bir bağ içerisinde inşa edilmiştir. Oldukça eğimli olan arazide kentsel yapılaşmaya olanak tanıyan çok sayıda teras, çoğunlukla sarnıçlar yardımıyla oluşmuştur. Bu akılcı çözümle; hem yerleşimin su ihtiyacı karşılanmış hem de yapılar için uygun düzlükler sağlanmıştır. Kentin doğusunda yerleşimin eteğinde bulunan hamamdan yukarıya -batıya- kent merkezine çıkan basamaklı ana cadde, merkezden batı kapısına kadar ilerlemekte ve dış yola bağlanmaktadır. Yerleşim içinden geçen bu cadde boyunca gerekli yerlerde ara sokaklarla merkezden uzak yapılara ulaşmaktadır.

 

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi