ARKEOLOJİ VE HEYKEL SANATI

Arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş olan seramik eserler ve mağara duvarlarına yapılmış olan duvar resimleri de insanların plastik sanatlar diliyle konuşmuş olduklarının erken dönem örneklerinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihöncesi dönemlere ait ilk resim örnekleri Lascaux ve Altamira Mağaraları’ndaki duvarlara yapılmıştır. Ayrıca, bu resimleri yapanların iki ve üç boyutlu heykeller de yaptıkları bilinmektedir. Tarihöncesi ve sonrasında yaşamış olan insanlar, duygularını, düşüncelerini, korkularını, kaygılarını, isteklerini sanat dili ile ifade etmişlerdir. İnsana özgü ve insancıl bir olay olan sanat, tarih boyunca kendi amacı dışında dinsel, toplumsal ve politik amaçlara yönlendirilmek ve farklı amaçlarla kullanılmak istenmiştir. Dinsel amaçlarla yapıldığı düşünülen tanrı-tanrıça heykelcikleri, ikonlar, sosyal ve kültürel amaçlarla yapılan balbal ve grifonlar, bereketi ve üretkenliği sembolize eden Kibele heykelleri, şehirlerin giriş kapılarında, tapınaklarda korunmak ve düşmana korku salmak amacıyla yapılan sfenksler, geçmişin anlayışını ve inançlarını günümüze taşıyan heykel örnekleridir. İnsanoğlu tarihöncesi çağlardan günümüze doğru geldikçe, heykel sanatını mimari yapıların yüzeylerinde, tapınaklarda, dikili taşlarda, sunaklarda ve anıtsal mezarlarda, insan, hayvan ve bitki motifleri biçiminde sürekli olarak kullanmışlardır. Aynı zamanda kültürel birikimin artmasıyla birlikte, duvar bezemeleri, rölyefler ve üç boyutlu heykeltraşlık elemanları yoğun bir şekilde kullanılarak mimari eserlerde yerini almaya başlamıştır.

 

Sanat en genel anlamıyla benliğin kişiliğed önüştürülmesi eylemi olup, dışdünyaya duyulan ilgi ve bilinmeyenin çekiciliği üzerine kurulur. Bu ise, “varolan”’la “var olmayan”’ın birlikte tasarımıdır. Düşüncelerin pratiğe aktarılarak, onu soyut bir düzeyden, somut bir düzeye dönüştürmesi gibi, “Sanatsal biçimde içeriğin maddileştirilmesidir”. Sanat insanın yarattığı ikinci bir doğa olarak karşımıza çıkarken birçok “şey’’’i anlamaya, çözümlemeye, yeniden “var etme”’ye çalışmakta ve onun dayatmalarına meydan okumaktadır. Bir başka deyişle sanat, insanın gerçekliği aşması ya da kendine özgü bir gerçeklik yaratmasıdır.

 

Heykel sanatı, sanatın diğer dallarında olduğu gibi, tarih boyunca gerçeği ve sanatsal gerçekliğin farklı anlamlarını yansıtma düşüncesi ile sürekli hesaplaşmış, bu hesaplaşma, insanlık tarihinin her döneminde değişiklikler gösterirken, figüratif anlatım dili, heykel sanatı içerisinde gerçekliği yansıtma arayışında en önemli ifade biçimlerinden biri olmuştur. Sanatın, gerçekliğin yorumlanıp yeniden üretilmesi eylemi olduğu düşünüldüğünde, gerçekliği yakalama ve yansıtma çabasının  izlerini, Antik Çağ’ın ilk döneminden günümüze kadar geçen sanatsal süreçte görebiliriz. Bu çaba, bütün tarihsel dönemlerde, toplumların yapısına ve daha birçok olguya bağlı olarak değişim göstermiştir.

 

Sanat dünyasında heykel sanatı, Paleolitik Dönem kadar eskiye tarihlenir. İlk çağlardaki insanlar ellerindeki ilkel aletlerle, ağaç, taş ve kemikleri oyarak basit heykelcikler yapmışlardır. Bolluk ve bereketin simgesi olarak biçimlendirilen ve Paleolitik Dönem sanatının en güzel örneklerinden biri olan idoller günümüze kadar ulaşabilmiştir. Şu an Viyana Doğa Tarihi Müzesi’nde bulunan, MÖ yaklaşık 28.000-25.000 yıllarına tarihlenen “Willendorf Venüsü” ünlü bir idol örneğidir. Oolitik kireç taşından yapılan bu figürinin cinsel organı, taşıdığı anlamı güçlendirmek için abartılı yontulmuştur ve figürin 11 santimetre yüksekliğindedir.

 

Antik Mısır sanatı ve kültürü, insanın oluşturduğu bu tür imgeler üzerine kuruludur.

 

Yazı: Mustafa Bulat

 

Yazının Tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 71. Sayısından Ulaşabilirsiniz.