ARKEOLOJİK MEVCUDİYETİN ESTETİK POETİKASI

Arkeolojik araştırmaların sonuçları, insanlığın kendi doğasından elde ettiği gerçekliğin açıklamalarına denk gelen çağrısı üzerine, kozmoloji ve mitoloji şeklini almış ve uygarlıkların karmaşık gelişimi süresince daha sofistike olmaya eğilim göstermiştir. Her şeyin başlangıcını açıklama uğraşı, insan zihninde bazen bir “boşluk” ya da “kaos” olan düşünsel bir durum olarak da bilinmiştir. Şu an bu boşluk, insan zihninin entelektüel ihtiyaçlarını karşılayan doğanın referans olmaktan çıkmasına denk gelmektedir.

 

Yunan filozofları doğadaki gerçeğin kökenini sorgularken, felsefelerini doğaüstü bir temele dayanan algılardan ayırma poetikası geliştirmeye başladılar. Bu nedenle arkeoloji, Antik Yunan dünyasından bu yana, “şey”lerin kökenini ve nasıl değiştiğini açıklama yükünü devraldı. Böylece arkeoloji felsefesinin ideaları, batıda Antik Yunanlara kadar izlenebilir hale geldi. Arkeolojiyi kendine bağlayan disiplinler, arkeolojinin politik arzulara maruz kalışını zafiyete uğratmada önemli bir rol oynayacaklardı.

 

Bu durum, arkeolojinin bilgi ve varlık odaklı gelişimi, estetiğin ilişkisel durum içinde düşünülmesini zorunlu kılar. Arkeoloji ve estetiğin sürdürülebilir ihtiyaçları, Antik Çağdan günümüze kadar süren keşiflerin müzeler aracılığıyla günümüz sanatçılarına ilham vermesini sağlar. Arkeolojik bir buluntu, onu üreten insanların ve kültürlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayan çok sayıda yaklaşımın başlangıç noktasıdır. Doğal olarak çağımızda birçok sanatçı arkeolojik bir buluntuyu estetik obje olarak görmenin yanı sıra kültürlerin yansıması rolünü deneyimlemek istiyor. Buluntunun çok daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gereken estetiği, ortaya çıkan ancak halen büyük ölçüde keşfedilmemiş şeylerin çağdaş ve yeni toplum çalışmaları hakkında bilgi verme potansiyeline ilişkin farkındalığı geliştiriyor. Nesnelere ve önceliklere yönelik modern tutum, işlevsel veya estetik açıdan kendi kültürel değer biçme ve başkalaşma rejimlerini içeriyor. Baskın anlayışta harabeler, eski de olsa estetik deneyim ve beğeniye göre ortak hafıza alanlarına dönüştürülebiliyor. Ortak hafıza belirli bir geçmişe yönelik yeniden bilinçli bir bakış açısı ima etse de, alışkanlık olarak tarihsel belleğimizin bir rutini olarak kalıyor.

 

Arkeolojik epistemoloji, arkeoloji bilgisinin ne olduğu, nasıl elde edilebileceği ve öznenin arkeolojik derinliğinin ne ölçüde bilinebileceğiyle ilgilidir. Ayrıca arkeolojik araştırmanın nesnel doğası kabul edilen arkeolojik praksisin varlığına işaret etmektedir. Böylece aranan, sorulan şeyler ve süreçsel kaynaklar epistemolojik bir sonuç haline geliyor.

 

Arkeolojik ontolojide varlıklar, nasıl kategorize edilmeli veya kaydedilmelidir? Arkeolojik ontoloji, nesneleri fiziksel özelliklere göre sınıflara ayırmayı sağlayan tipoloji olarak bilinir. İnsanın estetik tercihleri ve değerleri, zaman içinde muğlaklaşma ihtimaline açık olduğu için zamansız belirsizlik, yakın geçmişe ait kalıntıların, mirasın ve maddiyatın estetiği üzerine geçmişi hatırlamak, ontolojik yaklaşımlarda hafızayla ilişkilidir. Hem zamanın hem de nesnelerin ontolojik yapısına ilişkin sorular, arkeolojik gelişmelerde büyük öneme sahiptir. Bunlar, ampirik arkeolojiden, kendi kavramlarını doğrulayan göreceli post-modern arkeoloji kavramına kadar uzanmaktadır.

 

Yazı: Necmi Karkın

 

Yazının Tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 71. Sayısından Ulaşabilirsiniz.