ÇİLEDİR HÖYÜK

Kütahya’nın Aslanlı köyü yakınlarında yer alan, Çiledir Deresi’nin ortadan ikiye ayırdığı, iki yamaç üzerine konumlanan bir antik yerleşim olan Çiledir Höyük, halen kazı çalışmaları devam eden komşusu Seyitömer Höyük’ün 2,5 kilometre kuzeybatısında yer alır. Alandaki kömür çıkarma işlemi sırasında, yüzeyde çanak çömlek parçalarının yoğun olarak görülmesi üzerine tespit edilen yerleşimde yürütülen kurtarma kazısı çalışmaları, yerleşimin batı yamacında yoğunlaştırılmıştır.

Kütahya’nın Aslanlı köyü yakınlarında yer alan, Çiledir Deresi’nin ortadan ikiye ayırdığı, iki yamaç üzerine konumlanan bir antik yerleşim olan Çiledir Höyük, halen
kazı çalışmaları devam eden komşusu Seyitömer Höyük’ün 2,5 kilometre kuzeybatısında yer alır. Alandaki kömür çıkarma işlemi sırasında, yüzeyde çanak çömlek parçalarının yoğun olarak görülmesi üzerine tespit edilen yerleşimde yürütülen kurtarma kazısı çalışmaları, yerleşimin batı yamacında yoğunlaştırılmıştır.
Çiledir Höyük’te ortaya çıkarılan mimari kalıntılar, İlk Tunç Çağı II, Roma İmparatorluk ve Bizans Dönemi kalıntılarının iç içe geçtiğini açıkça ortaya koymuştur. Yerleşimin ilk sakinleri olarak görülen İlk Tunç Çağı halkı, arazinin eğiminden de istifade ederek, olasılıkla korunma amaçlı bir teras duvarı inşa etmiş ve İlk Tunç Çağı II yerleşimi, bu teras duvarının iç ve dış kısmında gelişmiştir. Roma İmparatorluk Dönemi yapılaşmasının bu yapılar üzerine inşa edilmesi ve ayrıca, yamaçların
yer yer oyularak inşa edildiği görülen Bizans yapılaşması nedeniyle, teras duvarı ile diğer İlk Tunç Çağı II’ye ait duvar kalıntılarının mekânsal bütünlüklerinin günümüze oldukça tahrip olmuş durumda ulaştığı gözlemlenir. İlk Tunç Çağı II mekânlarının arasında bir bütünlük olmadığından, bu mekânların işlevleriyle ilgili bir bilgi ileri sürmek olası değildir. Ancak, teras duvarının iç kısmında tespit edilen ve orta alanda yer alan bir pişirme fırını ile ana kayaya oyularak inşa edilen oval planlı küçük siloların işlevleri anlaşılabilmektedir. Silolar büyük olasılıkla tahıl depolama amaçlı kullanılmıştır. İlk Tunç Çağı II sürecinde mimaride kuru duvar örgü tekniği ile bir araya getirilen, işlenmemiş ve yarı işlenmiş çakmak taşlarının kullanıldığını görürüz. Yapı kalıntılarının üst örtüsü ile ilgili herhangi bir bilgi ileri sürmek şu an için olası değil. İlk Tunç Çağı II’deki mimari kalıntıların zayıflığına karşın, yerleşimde teras duvarlarının iç ve dış kısmındaki mimari kalıntıların arasında, herhangi bir mekâna bağlı olmaksızın ortaya çıkan küçük buluntular ve hayvan kemikleri, İlk Tunç Çağı II halkının sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına ve inanç sistemlerine ilişkin önemli ipuçları verir. Hayvan kemikleri incelendiğinde, evcil hayvanların çoğunlukta olduğu ve ilk sırayı sığırın aldığı görülmüştür. Günlük kullanıma yönelik çanak çömlekler; ana tanrıça, insan ve hayvan figürinleri; tekstil grubunu teşkil eden ağırşaklar, tezgâh ağırlıkları ve fırçalar; taş baltalar, dilgiler, öğütme ve perdah taşları; kemik aletler; pişmiş toprak üfleçler önemli küçük buluntu grupları arasında yer alıyor. Bunlar arasında en ilgi çekici olanlar ise sabun taşı kullanılarak imal edilenlerdir. Olasılıkla düğme, kulak tıkacı, mühür, oyun ve hesap taşı olarak kullanılmış olanlar, İlk Tunç Çağı II sürecinde, burada önemli bir sabun taşı işleme
atölyesinin varlığını kanıtlar niteliktedir. Sabun taşından basit mühürlerin varlığı, mülkiyete dayalı bir ekonominin İlk Tunç Çağı II sürecinde bölgede gelişmekte olduğunu gösterir; kulak tıkaçları ise ölü gömme adetlerindeki inançsal gelişim bakımından önemli bilgiler sunar. Çiledir Höyük’te arkeolojik kalıntıların yoğun olarak tespit edildiği diğer bir zaman dilimi Roma İmparatorluk Dönemidir. Sileks malzemeli işlenmiş taşlarla oluşturulan mekânlar; dar sokakları, taş tabanları, kalın duvarları,
taş kanal ve pişmiş toprak künklerle oluşturulan atık su kanalları, işlenmemiş taşlarla oluşturulan kuyu tipi sarnıçları, mekânlar içinde pişmiş toprak ambarları ile dönemin özellikli yapılarını oluşturur. Bizans Döneminde, Çiledir Deresi’nin batı ve kuzeybatısındaki yamaç kısımların oyularak mekânların inşa edildiği, az da olsa Roma İmparatorluk Dönemi mimari parçalarının devşirme malzeme olarak bu yapılarda kullanıldığı görülür. Son dönem çalışmalarında ise Bizans Dönemine ait mekânlar ile kuyu tipi sarnıçlar ortaya çıkarılmıştır. İhtiyaç doğrultusunda ana odaya yeni odalar eklenerek genişletildiği anlaşılan mekânların girişleri doğu yönlüdür ve güneş ışığından olabildiğince istifade edebilecek şekilde konumlandırılmıştır. Yerleşimdeki sokak araları dar ve düzensizdir ve belli bir planlamaya
göre oluşturulmamıştır. Üst yapı sistemine ilişkin fazla bir kalıntı olmasa da, üst örtünün kiremitlerle kaplı olduğu tespit edilmiştir. Bazı mekânların geniş odalarında, çatı sisteminde kullanılan ahşap direk taş kaidelerine rastlanmıştır. Mekân içlerinde kuyu tipi sarnıçlar vardır ve ayrıca dikdörtgen taşa oyulmuş haznelere veya dibek taşına delik açılarak düzenek oluşturulmuştur.Kullanılan suyun taban altlarında düz taşların yan yana dizilmesi ile oluşturulmuş, taş kapaklı basit kanal sistemlerine bağlandığı da saptanmıştır. Bu döneme tarihlendirilen, pişmiş toprak bir tabak ortasında, ayakta cepheden Euphemia ve çevresinde kabartma baskı tekniğiyle yapılan ‘’Azize Euphemia’nın kutsaması sizin üzerinize olsun!” ifadesinin yer aldığı görülüyor. Döneme ilişkin küçük buluntu grupları arasında haç tutamaklı pişmiş toprak kandiller; kartal ve haç motifli kurşun bir mühür, kemik toka; demirden keskiler yer alır.
 
Metin TÜRKTÜZÜN