CONSTANTINUS VE YENİ BAŞKENT

Bu muhteşem zaferin anısına, Constantinus Byzantium şehrine kendi adını vererek Constantinopolis olarak değiştirdi ve sanki kendi şehriymiş gibi bu kenti büyük bir ihtişamla süsledi ve bu kentin Roma’nın eşiti olmasını arzu etti. (Origo Constantini Imperatoris, 6.30).

mparator Constantinus’un ölümünden bir kaç yıl sonra onun hayatını yazan anonim bir yazar, Constantinopolis’in kuruluşunu imparatorun 18 Eylül 324 tarihinde kazandığı Üsküdar (Chrysopolis) Savaşı anısına olduğunu yazmaktadır. Bu savaş, o zaman “eş imparatorlar” olan Constantinus ile Licinius arasında aynı yılın Temmuz ayında yapılan Hadrianopolis (Edirne) savaşının devamı ve son aşamasıydı. Constantinus’un başkent arayışları eskiçağ kaynaklarında yeterince değerlendirilmektedir. Mesela Zosimus ve Sozomenus gibi 5. yüzyıl yazarları, Constantinus’un, Chrysopolis savaşından hemen sonra, kendisine başkent olarak evvela Troia’yı düşündüğünü ancak daha sonra fikrini değiştirip Byzantium’da karar kıldığından söz etmektedirler. Hatta Sozomenus, Troia’daki genişletme çalışmalarına ait kalıntıların,5. yüzyılda halen görülebilir durumda olduğunu belirtmektedir. Zosimus ise, Constantinus’un yeni başkent arayışının gerisindeki nedenin, sarayda patlak veren bir skandal olduğunu, ancak Troia yerine Byzantium tercihinin ise, stratejik olduğuna işaret eder.

 

Sonuç olarak, Byzantium’un Constantinopolis’e dönüşmesi tamamen 4. yüzyılın başında Roma İmparatorluğu’nun göğüslemesi gereken askeri ve siyasi realitelerle ilgilidir. Kent kuruluşuna müteakip hızla gelişti. Constantinus ile I. Theodosius (ö.395) arasındaki dönemde imparatorluğun yeni başkenti artık “yöneten kent” idi ve iktidar hırsı, zenginlik ve eğlence gibi dünyevi tutkuların merkezi oldu. Kent ayrıca, kutsal röliklerin, piskoposların, konsillerin, keşişlerin, entelektüellerin, düşüncelerin, teolojilerin toplandığı ve bilhassa 5. yüzyıldan itibaren Bizans dünyasına aktığı bir yer oldu. Hiç şüphesiz 5. yüzyıl ve sonrası Bizans tarihi bütün olarak değerlendirildiği zaman, Constantinopolis aynı zamanda Hıristiyan dünyaya çeki düzen veren bir merkez oldu. Gerçekten, 5.–7. yüzyıllar arasında geleneksel Hıristiyan merkezlerin (Roma, İskenderiye, Antakya) güçlerini kaybetmeleri, Constantinopolis’in bilhassa Ortodoks dünyada “yöneten kent” kimliğini güçlendirdi ve bizim bugün Ortodoks Hıristiyanlık olarak bildiğimiz din, büyük oranda 5– 15. yüzyıllar arasında Constantinus’un başkentinden biçimlendirildi.

Turhan KAÇAR

Pamukkale Üniversitesi