DÜVER: DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI

1960’lar Anadolu’da arkeolojik yağmanın uluslararası kirli bağlantılarla korkunç boyutlara ulaştığı yıllardır. Hacılar, Bubon, Kremna gibi bölgedeki önemli arkeoloji merkezler ve elbette Düver de bu yağmadan nasibini alır.

Düver-Yarım Ada’nın yarını;

Proje kapsamında yapılan kurtarma kazıları, mimari terrakottalarla ilişkili yapılar bağlamında ne Yarım Ada’nın ne Anadolu’nun mimarlık tarihine, kaçak kazılarla altüst edilen katmaları nedeniyle beklenen katkıyı verememiştir. Ama kurtarma kazıları, yukarıda anılan doktora tezinin ileri sürdüğü ana tanrıçanın Yarım Ada’daki varlığını somut olarak kanıtlamıştır. Artık Yarım Ada salt mimari terrakottaları ile değil antik Anadolu din tarihi için önemli anıtları ile de önem kazanmıştır. Vehbi Koç Vakfı / Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü’nün finansal desteği ile gerçekleştirilen bilimsel kazılarla açığa çıkarılan tanrıçanın kayaya oyulmuş kült heykeli ve kült anıtları hazırladığımız yayınla akademik camianın ilgilerine detaylı bir şekilde sunulacaktır. Bu anıtların yöre halkının, akademisyenlerin, modern gezginlerin ve tüm ilgililerin hizmetine sunulabilmesi için bir çevre düzenlemesi programımız dahilindedir. 

Tüm bu yürütülen arkeolojik yüzey araştırmalarına, devam eden kurtarma kazılarına ve Devlet’in artan ilgisine rağmen Düver Yarım Ada’nın yarını için dünden daha karamsar bir tablo çizmek ne yazıkki olasıdır. İnsan eliyle tahrip sadece arkeolojik boyutta kalmamaktadır. Doğa katliamı bir karabasan gibi Yarışlı Gölü’nün üstüne çökmüştür. Bölgede kaçak avlanma yaban hayatı tehdit etmekte, yanlış su politikaları gölleri kurutmaktadır. Sadece Yarım Ada’nın çevresinde sayısı 100’e ulaşan taş ocakları doğal yaşama ev sahipliği yapan tepeleri, dağları yiyip bitirmektedir. Eğer önlem alınmaz ise veya önlem için alınan kararlar uygulanmaz ise gelecek kuşaklara bilimsel, popüler makalelerin satır aralarında kalmış bir tarih, delik deşik edilmiş doğanın yonga taş haline getirilmiş yığınlarından ve çorak topraklardan başkaca bir miras bırakamayacağımız aşikardır...  

Dr. Tarkan KAHYA

Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü