Göbekli Tepe - Dünyanın En Eski Anıtı

İnsanlığın İlk Tapınağı

Yakın Doğu’da, Buzul Çağının hemen sonunda, yeni bir yaşam biçimi gün ışığına çıktı: Yiyecek üreten bir kültürün dünyası, yaşamın Neolitik yönü. İnsnaoğlunun tarihindeki bu hayati anlama sahip olan değişimle birlikte inanç sistemleri de değişti. Artık hayvanlar insanoğlunun dünyasına hâkim değildi, insanoğlu kendini merkezi nokta haline dönüştürdü. 

 

Dikkatleri üzerine toplayan Buz Çağı sanatlarıyla birlikte Paleolitik Dönem insanı, karmaşık ruhani dünyalarını terk ettiler. Doğal kutsal alanlar, özellikle kaya sığınakları benzeri doğal oluşumlar, mağaralar veya sıradan ağaçlar, kutsal olaylarla bağlantılı olarak kullanılan yerleri işaret etti. Bu “Buzul Çağı Avcılarının Büyük Çağı” idi. Hayvanlar ruhani dünyaya hakim olmuşlar, betimlemeleri mağara duvarlarında veya taştan, kemikten, fildişinden yapılan nesnelerin üzerinde yerini almıştı. İnsan betimlemeleri oldukça nadir kullanılırdı ve hayvanlarla karşılaştırıldığı zaman çok da önemli değildi.      Göbekli Tepe, devasa T-biçimli dikmelerle bu sütunlardan daha da uzun olan iki merkezi sütunun çevrelendiği ve dairesel yapıların oluşturulduğu anıtsal mimariyi üreten ve Çanak-Çömleksiz Neolitik Döneme tarihlenen eski bir tabaka ile tanımlanır. Daha erken evre (Tabaka II, erken ve orta Çanak Çömleksiz Neolitik A), genellikle sadece iki küçük merkezi sütun içeren veya hiç içermeyen daha küçük dikdörtgen yapılardan meydana gelir. Sütunlar, duvarlar aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıdır ve dikili taşlar sadece çeşitli hayvan motifleriyle dekore edilmemiştir. Bazı durumlarda eller ve kollarla dekore edilerek, bunların stilize insan benzeri bireyleri betimleyen heykeller olduğunu gösterir. Soyut, özel bir şahsa ait olmayan, T-biçimli yaratıklar belirgin bir şekilde bir diğer olağandışı bir dünyaya aittir. Tepe, bir zaman sonra bu dairesel yapıların hızla ve kasıtlı olarak doldurulması ... "Bu yazının devamı Aktüel Arkeoloji Dergisi, Mart-Nisan sayısında yer almaktadır."