INDIANA JONES ÖYKÜSÜ

Arkeolojik kazı denince herkesin aklına farklı bir kavram gelir. Kimisi için kazı gizemli bir “Indiana Jones” öyküsüdür, kimisi için ilginç, zevkli, heyecanlı bir uğraşı, kimisi için de meşakkatli, zor bir iştir.

 

Arkeologlar için kazı, insanlık tarihinin arşivlerine yapılan bir yolculuktur. Hem insanlık tarihinin bilinmeyen bir yönünü aydınlatmaktan duyulan heyecan, hem de bilinmeyeni keşfetmenin verdiği zevktir.

Neden ve Nerede Kazı?

Bilimsel kazılarda amaç, bilimsel bir soruyu yanıtlayacak kültür dolgusunu araştırmak, belgelemek ve değerlendirmektir. Bu amaçla önce bölge incelenir, yüzey araştırmaları yapılarak arkeolojik alanlar belirlenir, içlerinden en değerli bilgiyi verecek olan alan seçilerek bilimsel yöntemlerle kazılır, belgelenir değerlendirilir.

Arkeolojik kazıların önemli bir bölümü de kamu yatırımlarından etkilenecek alanlarda yürütülen kurtarma projeleri kapsamında yürütülür. Kentleşme, ülkenin gelişmesi ve kalkınması için inşa edilen sanayi tesisleri, enerji santralleri, limanlar, otoyollar, demiryolları, hava alanları, boru hatları, hammadde kaynaklarının çıkarılması ve işletilmesi, çevre sağlığı için kurulan arıtma tesislerinin bulundukları bölgelerdeki arkeolojik alanlar risk altındadır. Geniş tarım alanlarını etkileyen baraj gölleri altında kalan arkeolojik dolguların balçık ya da kerpiçten oluşan mimarileri sudan etkilenerek çamura dönüşür ve buluntular kontekstlerinden koparak çevreye dağılır. Bir başka deyişle, araştırılamadan sular altında kalan veriler kaybedilir. Sulanan tarım alanlarının kanal sistemine uygun düzlüklere dönüştürülmesi için engebelerin tesviye edilmesi de geri dönüşü olmayan kültürel kayıplara neden olur.

Kültürel varlıkların zarar görmemesi ya da kurtarılması için 20. yüzyılın ortalarından itibaren kurtarılması gereken kültür varlıklarını araştırmak, belgelemek ve değerlendirmek amacını taşıyan projeler uygulanmıştır. Buna karşın, örneğin baraj dolum alanlarında yapılan kazılar, sudan etkilenecek arkeolojik alanların yüzde beşini geçmemiştir.

Kazıda Yaşam

Güneşin ilk ışıkları ile kazı alanına yolculuk başlar. Bunda amaç, arazi çalışmasını güneşin en etkili olduğu saatler dışında yürütmektir. Öğlen yemeği ve dinlenme sonrasında çalışma sürer. Gün ışığında yapılması gereken işler arasında seramik parçalarının gruplanması ve tanımlanması önemli yer tutar. Çizimler, günlüklerin temize geçirilmesi ve veri tabanına girişler akşam da yapılabilir.

Genellikle üniversitenin tatil olduğu yaz aylarında gerçekleşir kazılar. Herkesin tatil yaptığı mevsimi alışık oldukları yaşam tarzının çok dışında geçirir ekipler. İklimin ve çevre özelliklerinin neden olduğu zor yaşam koşullarının dozunu, sıcakta çalışmak ve tozlu ortamın çilesi artırır. Börtü böcek bu koşulları daha da zorlaştırır. Bulunduğunuz coğrafyaya göre farklılaşan haşerelerle de mücadele etmeniz gerekir. Kazıya gidip de sineklere yem olmamak pek de mümkün değildir.

Grup halinde yaşamanın zorlukları ayrı bir sıkıntı kaynağı olabilir. Ekip içerisinde insan ilişkilerini düzenli tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu süreçte günlük mesai saatlerinin geçerli olmadığı, 7/24 birlikte geçirilen zaman söz konusudur. Ne herkesin temizlik ve düzen anlayışı birbirine uyar, ne yemek tercihleri, ne müzik zevki, ne de psikolojisi. Bir tür “askerlik” gibidir kazı ekibinin hayatı. Yumurta kırmayı bilmeyen yemek yapmak zorunda kalabilir, peynir sevmeyen arazideki kahvaltı molasında peyniri sevmeyi öğrenir, evde hiç iş yapmayanlar kazı evinin temizliği için birlikte çalışır. Bu işlerden kaçmaya çalışanlar olduğunda sinirler gerilir. Prof. Dr. Tuba ÖKSE'NİN kaleminden “Indiana Jones Öyküsü" yazısının devamı Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin Eylül - Ekim 2012 Sayısında yer almaktadır