MISIR´IN MUMYALARI

Mısırbilimciler hayvan mumyalarına Mısır dininin garip bir belirtisi olarak yaklaşmışlar ve bu disiplinin ilk zamanlarında hiçbir Mısırbilimci bu konuya bağlı çalışmalar yapmak istememiştir. 20. yüzyılın sonlarında, yazar ve N. Iskander tarafından yönetilen ve Tuna el-Gebel ve SAN’da yapılan araştırmaların sonuçlarının yayınlandığı ve medyatik ilginin oluştuğu döneme rastgelen Kahire Müzesi Hayvan Mumyaları Projesi ile Mısırbilim dünyasının ve halkın ilgisini çekmiş ve önemli bir parçası olmuştur.

Mısırbilimciler hayvan mumyalarına Mısır dininin garip bir belirtisi olarak yaklaşmışlar ve bu disiplinin ilk zamanlarında hiçbir Mısırbilimci bu konuya bağlı çalışmalar yapmak istememiştir.  20. yüzyılın sonlarında, yazar ve N. Iskander tarafından yönetilen ve Tuna el-Gebel ve SAN’da yapılan araştırmaların sonuçlarının yayınlandığı ve medyatik ilginin oluştuğu döneme rastgelen Kahire Müzesi Hayvan Mumyaları Projesi ile Mısırbilim dünyasının ve halkın ilgisini çekmiş ve önemli bir parçası olmuştur. İnsan mumyalarının uzun zamandır bilinmesine ve insanlığı derinden etkilemesine rağmen, hayvan mumyalarına karşı olan ilgi yeni gelişen bir olgudur. 16. yüzyılda, “bir kolunda timsah, bir kolunda mumya” ile dönülmediği sürece kimsenin Mısır’ı ziyaret ettiğine inanılmazdı. Hayvan mumyaları, suni yollarla korunan hayvan vücutları, dünyanın neredeyse bütün müzelerinde var olan kır faresinden timsaha kadar birçok hayvan çeşidini kapsar. Tıpkı insanlarda olduğu gibi, hayvanlar da ruhlarının (ba ve ka) sonsuza kadar yaşayabilmesi amacıyla mumyalanmıştır. Mumyalama ile hayvanlar sonsuza kadar yaşayabilecek olan kutsal bir varlığa dönüştürülmüştür. Hayvan mumyaları beş ayrı kategori altında toplanır: Evcil hayvan mumyaları, yiyecek mumyaları, kutsal hayvan mumyaları, adak hayvan mumyaları ve çeşitli yorumlamaları olan “diğer” mumyalar. Uzun bir süre, sayıca ve çeşitçe oldukça fazla olmalarına rağmen, uzmanlar hayvan mumyalarını antik Roma’da da yapıldığı gibi büyük oranda göz ardı etmişler ve bunları ilgi çekici bir tuhaflık ve Mısır dininin garip bir özelliği olarak kabul etmişlerdir. Gerçekten de, çoğunlukla Delta’daki Bubastis’ten gelen yüzlerce kedi mumyası, 19. yüzyılda İskenderiye’den Avrupa’ya seyahat eden gemilerde safra ağırlığı olarak kullanılmıştır. Avrupa’ya varıldığında ise mumyalar kırılıp gübre olarak kullanılmıştır. Nihayet, 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında bu eserlere karşı ciddi bir ilgi oluşmuştur. Fakat koleksiyonu, çalışmayı ve hayvan mumya kataloglarını hazırlayan kişiler Mısırbilimcileri değil doğabilimcileri olmuştur. Bu konudaki bilgimizin büyük bir kısmı, dünyanın en büyük hayvan mumyası koleksiyonlarına sahip olan Kahire Müzesi ve Lyon Doğal Tarih Müzesindeki hayvan mumyası koleksiyonlarının temelleri, Louis Lortet (doğabilimci ve Lyon Doğal Tarih Müzesi Direktörü), Claude Gaillard (doğabilimci) ve Georges Daressy (Mısırbilimci)’nin girişimci ruhlarına ve sıkı çalışmalarına dayanır. Genele bakıldığında, Mısırbilimciler hayvan mumyalarına Mısır dininin garip bir belirtisi olarak yaklaşmışlar ve bu disiplinin ilk zamanlarında hiçbir Mısırbilimci bu konuya bağlı çalışmalar yapmak istememiştir.  Tuna al-Gebel’deki Ibis ve Babun ile 1970’lerde Sakkara’da bulunan Kutsal Hayvan Nekropolü’nde olduğu gibi hayvan mumyalarının bulunduğu yeraltı mezarlarında yapılan çalışmalar bazı uzmanların hayvan kültüne ilgisini arttırmış olsa da, genelde hayvan mumyaları hem Mısırbilimciler hem de halk tarafından büyük oranda göz ardı edilmeye devam etmiştir. Hayvan mumyaları ancak 20. yüzyılın sonlarında, yazar ve N. Iskander tarafından yönetilen ve Tuna el-Gebel ve SAN’da yapılan araştırmaların sonuçlarının yayınlandığı ve medyatik ilginin oluştuğu döneme rastgelen Kahire Müzesi Hayvan Mumyaları Projesi ile Mısırbilim dünyasının ve halkın ilgisini çekmiş ve önemli bir parçası olmuştur.

Yazan : Salima İkram