NEOLİTİK SANAT NEDİR?

İnsan ruhu tüm dünyayı ele geçirmeye karar verdiğinde kutsal olarak gördüğü tüm imgeleri değiştirir. Bu bağlamda sanat, tarihteki en önemli insan devrimine anlayış kazandırmayı başarmıştır ancak bu belki de son kez gerçekleşmiştir. İnsanlık o andan itibaren dünyadaki var oluşunun doğasını değiştirmeye başlar. Ekonomik anlamda ise değişim, daha sonradan, görünümü her ne olursa olsun yaşama hükmetmeye yönelik bu yeni felsefenin uygulanmaya başlaması ile birlikte gerçekleşmiştir.

Avrupa’ya baktığımızda bu olgunun MÖ 7. binyıla gelindiğinde Marmara Denizi üzerinden geçerek Anadolu’dan Avrupa’ya doğru yayılmış olduğunu net bir şekilde görmekteyiz. Ayrıca, Mezopotamya’nın yüksek bölgelerinden Karadeniz’e kadar tüm kıta boyunca yayılmıştır. Bu yayılımın izleri Kuzey Karadeniz ve Zagros Dağları bölgesi arasındaki ilişkilerde kolaylıkla görülebilir. Bununla birlikte, Avrupa’daki izlerine baktığımızda, burada kendi doğaları ve kendi süreçleri işlemiş gibi görünmektedir. Örneğin, Doğu Balkanlar’ın iç kesimlerindeki toplulukların Batı Anadolu’dan göç etmiş olduğu görülmekle birlikte Balkan Yarımadası’nın geri kalanı ve Orta Avrupa’daki toplulukların Atlantik kıyısına gelinceye kadar birbiri ardına kültürel etkileşim geçirdiği görülmektedir. Bunun örneklerini Starcevo kültürü, Vinca kültürü ve Linear Band Keramik kültüründe görmekteyiz.

 

Bu bölgelerde aynı yaşam tarzı ile karşı karşıya olsak da bu doğrudan Anadolu’dan aktarılan ile tamamen aynı değildi. Kültürel gelenekler sürekli olarak yeni bölgelere göre uyarlandı ancak din ve sanat aynı ilham kaynağı olarak geçerliliğini korudu. Burada ilginç olan ilk çiftçilerle doğrudan temasta bulunan insanların bir süre sonra bu yaşam tarzını benimsemiş olmasıdır. Doğa ile olan ilişkileri değişen bu insanlar, bir daha asla eski yabani yaşam tarzlarına ve inançlarına geri dönmediler.

 

Neolitik tıpkı bir hastalık gibiydi. Doğa ile insan arasında kurulan bu yeni bağ fikirler aracılığıyla aktarıldıktan sonra insan zihni bir daha asla eskiye dönmedi. Bu, Afrika ve Amerika’ya gelen Avrupalı sömürgecilerin yaptığının tam olarak aynısıydı: İnsanları öldürmeden, zihinlerine yalnızca fikirlerini ekerek onların tüm yerel değer sistemlerini ve dini görüşlerini sonsuza dek değiştirdiler.

 

Arkeolojide bu süreçleri sanat veya ekonomi alanlarında net bir şekilde görebiliriz. Doğal güçlere sahip olan din önceki tüm dönemlerden farklı olarak bu süreçte insan figürleri ile temsil edilmeye başlanır. Hayvan betimlemelerinde ise kedigiller veya yırtıcı kuşlar gibi yeni evcilleştirme süreçlerinden henüz nasibini almamış yabani hayvan türlerinin betimlendiğini görürüz. Dahası, birbiri ardına bu olgu ile tanışan uzak bölgelerdeki tüm topluluklar, doğrudan eski göçebe yırtıcı statülerinden gelen kendilerine ait bir estetik anlayışına sahiptir.

 

Yazı: Marcel OTTE 

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 69. sayısından ulaşabilirsiniz.