PATARA´DA BİR VİKİNG KILICI

(66. Sayı - ANTİK ÇAĞDA EKONOMİ )

Patara´da ele geçen, namlu bölümünden kırık ve oldukça korozyonlu durumda bulunan Viking Kılıcı´nın, Doğu Roma İmparatorluğu´nun 9. yüzyıl ile 10. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdiği deniz savaşlarında yer alan Vareng birliklerinden bir askere ait olabileceği düşünülmektedir.

Vikinglerin, Konstantinopolis´teki ve Doğu Roma İmparatorluğu ordusu içindeki varlıkları ile ilgili tarihi kayıtlar bizlere önemli bilgiler sağlarken, arkeolojik veriler son dönemlere kadar dikkate değer sonuçlar içermemekteydi. Özellikle Kuzey ve Doğu Avrupa´da sayıları artan ve kapsamları giderek genişleyen arkeolojik kazı çalışmalarından elde edilen bulgular, Doğu Roma İmparatorluğu ile Vikinglerin ana yurdu İskandinavya ve sonradan yerleştikleri Doğu Avrupa´daki yerleşimler arasındaki ilişkilerin aydınlatılmasında belirli bir yol kat edilmesini sağlamış olmasına rağmen, benzer bir durumun imparatorluk sınırları içinde yapılan modern araştırmalar için geçerli olduğunu söylememiz oldukça zordur. Ayasofya´da güney galerinin ikinci katında mermer parapetler üzerine Runik harflerle yazılmış "HALVDAN" ismi ve güney galeride tespit edilen "ari: k" kelimesi, bu bağlamda günümüze ulaşan ender epigrafik verileri oluşturmaktadır. 2010 yılında Mersin Yumuktepe kazılarında ele geçen ve 2016 yılında yayımlanarak bilim dünyasına tanıtılan bir Viking kılıcı ise, bugüne kadar Anadolu coğrafyasında Vikinglerin varlığına işaret eden tek maddi kültür kalıntısıydı. Bu nedenle, Patara´da ele geçen ve "Viking Kılıcı" olduğundan şüphe duyulmayan bir kılıç, yaklaşık 400 yıl boyunca Doğu Roma imparatorlarına ve imparatorluk ordusuna hizmet vermiş bu halk ile ilgili soruların yanıtlanmasında, küçük de olsa, sağladığı ipuçlarıyla önem kazanmaktadır. 
 
 
Patara´da, Liman Hamamı çalışmalarında ele geçen kılıç, namlu bölümünden kırık ve oldukça korozyonludur. Kılıcın korunmuş toplam uzunluğu 43,2 cm´dir. Namlu ile kabza arasındaki balçak bölümü oval formlu, pırazvana ise balçak bölümünden topuza doğru incelen bir formdadır. Kabzanın üst kısmında yatay bir koruma ve onun üstünde tek katmanlı bir topuz bulunmaktadır. Kılıcın namlu bölümündeki kalıntılar, ahşap bir kın içinde taşındığını göstermektedir. Kılıcın topuz, pırazvana ve balçak özellikleri, Viking kılıçları üzerine ilk tipolojik ve kronolojik çalışmayı yapan J. Petersen´in, Tip K ya da Tip O olarak sınıflandırdığı kılıçlar içinde değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bu bilgilerden hareketle kılıç, 9. yüzyıl ile 10. yüzyılın ilk yarısı arasına ait olmalıdır. Günümüzdeki İsveç, Norveç ve Danimarka ülkelerini kapsayan İskandinavya kökenli Vikingler, Orta Çağ Avrupa tarihinde önemli bir rol oynamışlardır. 8. yüzyılın sonlarında anavatanlarından çıkarak; ticaret, korsanlık ve yeni yerleşim yerleri edinme amacıyla tüm Avrupa´ya ve denizaşırı topraklara seferler düzenlemeye başlayan bu halkın yayılımlarını iki gruba ayırmak mümkündür. Norveçliler ve Danlar, 8. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa, Büyük Britanya, İzlanda ve Grönland´a yönelirken, İsveç kökenli Vikinglerin 9. yüzyılın başlarında Valday Tepeleri´nden doğan nehir sistemlerini kullanarak Doğu Avrupa´ya ilerledikleri ve bugünkü Rusya´nın batı kısımları, Belarus ve Ukrayna´yı kapsayan bölgede, siyasi ve ticari egemenliği ele geçirdikleri görülmektedir.  Doğu Avrupa´ya yerleşen Vikingler; Doğu Roma, Latin ve Arap yazılı kaynaklarında iki farklı isimle anılmışlardır. Bunlardan ilki; Rhos, Ruzzi, Rus isimlendirmesidir. Bu kelimenin kökeni ve anlamı ile ilgili çok sayıda öneri bulunmaktadır ve bu duruma paralel olarak, terimin tanımladığı halklar ile ilgili tartışmalar da iki yüzyılı aşkın bir süredir devam etmektedir. Vikingler için kullanılan bir diğer isim ise 10. yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaştığı bilinen Varaeg ya da Vareng sözcükleridir. Bu isimlendirmenin ilk başlarda özellikle İsveç kökenli Vikingler için kullanıldığı genel kabul görmektedir. Sözcük, Doğu Avrupa´da yaşayan Vikingler için de kullanılmakla birlikte, daha çok, Doğu Roma İmparatorluğu ordusunun çeşitli birliklerinde görev yapan Vikingler için kullanılmıştır.
 
 
Doğu Avrupa´ya yerleşerek Karadeniz aracılığıyla Doğu Roma İmparatorluğu ile komşu olan Vikingler, Konstantinopolis ile uzun süre devam eden ticari ilişkiler sayesinde coğrafyayı ve deniz yollarını iyi bir şekilde öğrenmiş ve bir süre sonra bu ticari ilişkilerin getirdiği kazanımlarla yetinmeyerek imparatorluğun tüm zenginliğini ele geçirmek istemişlerdi. İmparator III. Mikhael´in (842–867) ordusuyla birlikte Araplar ile savaşmak üzere doğu seferinde bulunmasını fırsat bilen bu halk, 860 yılında, 200 kadar gemi ile Bosporus´a girerek Konstantinopolis´i kuşatmışlardı. Birkaç ay süren bu kuşatma sırasında, ani saldırılarla boğaz boyundaki yerleşimlerde, Haliç kıyılarında ve adalarda eşi görülmemiş katliamlar gerçekleştirmişler ve kentle birlikte çevre bölgeleri de yağmalamışlardı. Dönemin Konstantinopolis Patriği Photios yaşanılan bu saldırıların şiddetini "Bir deniz dalgası gibi sınırlarımız üzerine döküldü ve sanki vahşi bir domuz gibi, ahaliyi sanki bir ot, saman ya da tahılmış gibi yalayıp yuttu" cümleleriyle aktarmıştır. Büyük bir yıkımla başlayan Doğu Roma İmparatorluğu ile Vikingler arasındaki ilişki, ilerleyen zamanlarda farklı bir seyir izlemiş, ticari ilişkilerle artan yakınlaşma bazı durumlarda yapılan antlaşmalarla askeri yardımlaşmalara kadar uzanmıştır.
 
 
Varenglerin Doğu Roma İmparatorluğu ordusu içindeki konumlarına dair ilk kayıtlar, Abbasilerin egemenliği altına giren Girit´i geri almak için 902 senesinde gerçekleştirilen deniz seferinde 700 Vareng´in İmparatorluk donanmasında paralı asker olarak bulunduğunu göstermektedir. Varenglerin imparatorluk ordusu içinde kalıcı bir birlik olmaları ise İmparator II. Basileios döneminde gerçekleşmiştir. Ordunun önemli generallerinden Bardas Phokas, İmparator II. Basileios´a karşı 989´da ayaklandığında, Kiev Knezi Vladimir 6000 Viking askerini yardım için II. Basileios´un ordusuna sevk etmiştir. Bu ayaklanmayı bertaraf eden II. Basileios´un, kendisine karşı darbe girişiminde bulunan generallerine ve askerlerine karşı güveninin azalması, siyasetten uzak duran Vareng paralı askerlerinden, kendi kişisel korumalığını yapmak üzere özel bir "muhafız birliği" kurmasına neden olmuştur. Tarihte "Vareng Muhafızlar" olarak bilinen bu birlik kısa sürede gelenekselleşmiş ve yüzyıllar boyunca Doğu Roma imparatorlarının özel korumalığını yapan bir kurum halini almıştır. İmparatorluk ordusunun sarsıcı bir gücü olarak birçok savaşta yer alan ve imparatorların özel korumalığını yapan Varenglerin Doğu Roma İmparatorluğu´ndaki varlığına dair kayıtların, Konstantinopolis´in, 1204 senesinde Latinler tarafından istila edilmesinden sonra azaldığı ve Palaiologos Hanedanı Döneminde (1261–1453) sadece birkaç kaynakta adlarına değinildiği görülmektedir.
 
 
Likya Bölgesi ve özelde Patara ile ilgili olarak 9–10. yüzyıllara ait tarihsel ve arkeolojik verilerin oldukça az olması, bu Viking kılıcının Patara´ya nasıl geldiği sorusunu net bir şekilde yanıtlamamızı zorlaştırmaktadır. Ancak yazılı kaynaklardan elde edilen bilgiler birkaç olasılığın ön plana çıkmasını sağlamaktadır. Bu olasılıklardan ilki, bu kılıcın imparatorluğun 9. yüzyıl ile 10. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdiği deniz savaşlarında yer alan Vareng birliklerinden bir askere ait olabileceğidir. Abbasiler tarafından 820´li yıllarda fethedilen Girit´i tekrar ele geçirmek için 10. yüzyılın başından itibaren yapılan seferler 961 senesinde başarıya ulaşmış ve ada, Nikephoros Phokas komutasındaki imparatorluk ordusu tarafından yeniden hâkimiyet altına alınmıştır. Kesin bir yargıda bulunmak zor olsa da, kılıcın 10. yüzyıl içinde Girit´e düzenlenen bu deniz seferlerinde hizmet veren bir Vareng askerine ait olabileceği ihtimal dâhilindedir. Belirtilen yüzyıllar içinde vuku bulan askeri olayların konu edildiği tarihi kayıtlar, bu kılıcın imparatorluğa hizmet eden Varenglere değil, aksine imparatorluğun başkentini ele geçirmek isteyen Varenglere ait olabileceğini de düşündürmektedir. Kiev Knezi Igor döneminde "Rusların" yani "Varenglerin", 941 yılında 1000 kadar gemiyle Konstantinopolis´i bir kez daha kuşattıkları bilinmektedir. Bu kuşatmada Konstantinopolis ve çevresine saldırılar düzenlenmiş, manastırlar ve kiliseler yakılarak yağmalanmış, ancak Doğu Roma ordusu "Rum Ateşi" ile Vareng donanmasına ait gemileri büyük oranda yakarak kuşatmayı bertaraf etmiştir. Bu hezimetten kurtulabilen küçük bir grubun ise Kilikia kıyılarına kaçabildiği bilinmektedir. Bu tarihsel verilerle, Kilikia kıyılarına kaçan Varenglerin Patara limanına uğramış olabileceği ve Patara´da ele geçen kılıcın bu süreçle ilişkilendirilebileceği de olasılıklar arasına girmektedir.
 
 
Tarihi ilişkiler örgüsünün yanı sıra kılıçların buluntu konumları ve korunma durumları da her bir arkeolojik buluntu gibi önemli veriler içermektedir. Viking kılıçları üzerine uzmanlaşmış araştırmacılar, bugüne kadar ahşap kın içinde bulunan bu tip kılıçların sadece mezarlarda ele geçtiklerine ve bunların mezarlara birer ölü armağanı olarak bırakıldıklarına dikkat çekmektedir. Patara´da yüzyıllar içinde deprem vb. gibi doğal olaylar sonucunda tahrip olmuş limana yakın bir alandan ele geçen kılıcın buluntu konumu bir mezara ait olup olmadığını belirlememizi zorlaştırmaktadır. İstatistiki veriler ise üzerinde ahşap bir kına ait kalıntıların bulunduğu bu kılıcın Patara´da ölen bir Vareng´in mezarına bırakılmış olabileceği ihtimalini ön plana çıkarmaktadır. Kılıcın, bir askeri sefer sırasında kente uğramış birlikler içinde yer alan ve burada hayatını kaybeden bir Vareng askerine mi yoksa Patara´ya yerleşmiş bir Vareng´e mi ait olduğu ve buna benzer birçok soru şimdilik cevapsız kalmaktadır. 
 
 
Patara´da ele geçen kılıç özelinde sorulabilecek soruların yanı sıra Doğu Roma İmparatorluğu ordusuna 400 yıla yakın bir süre hizmet veren Varenglerin imparatorluk coğrafyasındaki yayılımları, politik, ekonomik, kültürel etkinlikleri ve kurdukları ilişkiler ile ilgili akla gelen onlarca sorunun aydınlatılması ise, Orta – Doğu Roma İmparatorluğu Dönemine ait materyal kültür ile ilgili yapılacak araştırmaları ve keşifleri beklemektedir.
 
 
Yazı: Feyzullah ŞAHİN