DOĞUDAN BATIYA TANRILARIN AKTARIMI

Arkeolojik açıdan tanrıların çağlar boyunca doğu ve batı dünyası arasındaki dönüşümü gizemini korumaktadır. Mezopotamya, Anadolu ve Yunan dünyası içinde ayrı ayrı ele alınıp incelenen tanrıların tam olarak nasıl dönüştüğü veya aktarıldığı çok detaylı incelenen konular arasında değildir. Söz konusu dönüşümün izleri, dönüşümde Anadolu’nun rolü; Tanrıça İnanna’nın Tanrıça Athena’ya nasıl dönüştüğü örneği ile değerlendirilecektir.

 

Yakındoğu’da ortaya çıkan tanrıların doğu, doğudan batıya aktarılarak Yunan dünyasında ana özelliklerinin büyük bir kısmını koruyup, adları değişerek çağlar boyunca varlıklarını sürdürmüştür. Yunan mitolojisi köklerini büyük oranda Yakındoğu mitolojisinden almaktadır. Doğu kökenli birçok tanrının Yunan tanrılar arasında da varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Hiç şüphesiz bu dönüşümde doğu ile batı dünyası arasında bir köprü olan Anadolu’nun payı büyüktür. Anadolu çok uzun zamanlardan beri somut olmayan kültürel miras ürünleri olan mitoslar, hikayeler ve söylenceler diyarıdır.

 

Tanrıçaların dönüşümüne ışık tutan mitosların yanı sıra özellikle yazılı belgeler ve tanrı tasvirleri de bu izi somut olarak takip etmemize yardımcı olmaktadır. Anadolu panteonu çok zengin olup sadece Mezopotamyalı tanrıları almakla kalmayıp onlara yeni özellikler kazandırmak suretiyle bir potada eriterek batıya, Yunan dünyasına aktarmıştır.

 

Tanrıların doğudan batıya dönüşümü nasıl oldu?

 

Tanrıların doğudan batıya tam olarak nasıl dönüştüğünü belirlemek oldukça güçtür. Dönüşümün detayları nasıl olursa olsun, kesin olan şey arkeolojik ve filolojik kaynakların ışığında doğudan batıya bir aktarım ve dönüşümün olduğu gerçeğidir. Bu konuya ilk dikkat çekenler arasında bulunan B. Landsberger, Yunan tanrılarının tasviri ve kült eşyalarının uzaktan uzağa Sümer etkileri barındırdığını belirtmiştir. R. D. Barnett, Suriye-Filistin halkları ile Mikenlerin Geç Tunç Çağındaki ilişkilerine kadar bağlantının kurulmasını geriye götürüp, özellikle Hesiodos’un Theogonia’sındaki doğulu etkilerin Fenike izleri taşıdığına dikkat çekmiştir. H. G. Güterbock ise yeni ve eski tanrılar arasındaki mücadeleyi anlatan Kumarbi mitosu ile Hesiodos’un Theogonia’sındaki (Tanrıların Doğuşu) tanrıları birebir karşılaştırıp ortak yönlere işaret etmiştir.

 

Daha sonraki araştırmacıların bir kısmı, bu zor konuyu ele almış ve bazı sonuçlara varmıştır. Bunlardan ilki ve belki de en çok tartışılanı, güçlü ve etkileyici Yakındoğu mitolojisi ve kozmogonisinin (Evrenin Doğumu) doğudan batıya Anadolu aracılığıyla Yunan dünyasına aktarımıdır. Burada Anadolu’nun önemi ortaya çıkmaktadır. Bir diğer görüş ise Geç Tunç Çağından itibaren Yunanların, Kuzeybatı Sami halklarıyla Suriye-Filistin bölgesinden Kenanilerle yakın teması sonucu olduğu yönündedir. Bu tez, Yunanların bu konudaki en eski başyapıtı olan Hesiodos’un Theogonia’sında Yunan dünyasına Yakındoğu geleneklerinin aktarılmasında Kenan, İbrani ve Fenike edebi metinleri ve mitlerinin etkisi ile MÖ 8.-7. yüzyıllarda Fenikelilerle olan kültürel ilişkileri üzerine dayandırılmaktadır. C. Löpez-Ruiz tarafından savunulan bu tez, ilk bakışta yazılı belge karşılaştırmalarına dayalı ve oldukça makul görünmektedir. Ancak Hitit, Hurri ve Mezopotamya etkisini göz ardı ederek, Doğu Akdeniz mitlerinin bunlardan bağımsız ayrı bir k.kenden gelişip, Yunanları etkilediği yönünde yanlış bir algı oluşturmaktadır. Yunan dünyasına tanrıların aktarımında Anadolu ve Mezopotamya’nın etkisi fazladır. Bu hususu hem yazılı efsane veya mitlerin aktarımında hem de tanrıların ikonografisinde takip etmek mümkündür.

 

Tanrıça Athena ve Aphrodite (Afrodit), Yunan panteonundan Roma’ya benzer özellikleriyle isim değiştirilerek aktarılmıştır. Roma dini fethedilen tüm toprakların tanrılarını kabul ettiği için -bin tanrılı halk Hititlerde olduğu gibi- yerli ve Yunan kökenli tanrılara da tapınılmıştır. Athena Roma’da Minerva; Aphrodite ise Venüs olmuştur. Minerva, denizcilik, ziraat, dokumacılık ve nakış gibi işlerde insanlara yol gösteren savaş tanrıçasıdır.

 

Yazı: Derya YILMAZ

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 70. sayısından ulaşabilirsiniz.